Gün bitti. Ağaçta neş'e söndü. Yaprak âteş oldu. Kuş da yâkut. Yaprakla kuşun parıltısından Havzın suyu erguvâna döndü.
Bağdat'ta doğmuştur. Babası mülkiye kaymakamlarından ve Bağdat'ın eski ve bilinen ailelerinden birine mensup Hikmet Bey'dir. Babasının Arabistan vilâyetlerindeki memuriyetleri sebebiyle düzensiz bir ilkokul tahsili gördü. Dil olarak da aynı sebepten sadece Arapça öğrendi.Annesinin ölümü üzerine 12 yaşında babasıyla birlikte İstanbul'a geldi. 1897'de Galatasaray Sultanîsine yatılı olarak verildi. 1907'de mezun olunca Reji İdaresine memur olarak girdi. Bir taraftan da Mekteb-i Hukuk'a devam etti. I. Dünya Savaşı'ndaki askerliği (1914 - 1918) sırasında Anadolu'nun çeşitli yerlerini görme fırsatı buldu. 1924'de Paris'e. 1932'de de hastalığı sebebiyle Frankfurt'a gitti. Çeşitli yerlerde memur olarak çalışan Hâşim, daha çok öğretmenlik yaptı. Sanâyi-i Nefise Mektebinde (Güzel Sanatlar Akademisi) mitoloji dersleri hocalığı ve Mülkiye Mektebindeki Fransızca öğretmenliği görevlerine ölünceye kadar devam etti.Hâşim'in sanat ve edebiyata ilgisi Galatasaray Sultanîsinde başlar. Bilinen ilk manzumesi 'Leyâl-i Aşkım' 1901'de 'Mecmua-i Edebiyye'de yayınlandı. Bu dönemde Muallim Naci, Abdülhak Hâmid, Tevfik Fikret ve Cenab Şahabeddin'in tesiri altında kaldı. Son sınıfta iken Fransız şiirini ve sembolistleri tanıdı. Bundan sonra kendi şahsiyetini gösterdi ve ilk şiirlerini kitaplarına almadı.1905 - 1908 tarihleri arasında yazdığı ve Piyâle kitabına aldığı 'Şi'r-i Kamer' serisindeki şiirleri hayal zenginliği, iç ahenkteki kuvvet ve büyük telkin kabiliyeti ile dikkat çekti ve beğenildi.1909'da kurulan Fecr-i Âtî'ye girdi. 'Edebiyatı ideolojinin değil, estetiğin emrine vermek' prensibinden hareket eden Fecr-i Âtî grubunun yayın organı Servet-i Fünûn dergisinde şiirler yayınladı ve Servet-i Fünûn - Edebiyat-ı Cedide - topluluğuna yapılan hücumlara makaleleriyle katıldı. 1911'de yayınlanan Göl Saatleri adlı şiirleriyle haklı bir şöhret kazandı. Fecr-i Atî dağıldıktan sonra siyasî ve edebî akımların dışında kendisine has bir şiir ve nesir anlayışının tek temsilcisi olarak kaldı.
Göl Saatleri
- Piyale
- Ağaç
- Merdiven
- Parıltı
- Karanfil
Ahmet Haşim şiirleri
Her akşam üstü ufuklarda bir selâm ararım Her akşam üstü uzak bir semâ-yi muzlimden. Sükût ü zulmet olan bir muhît-i mü’limden Doğar hayâtıma bir hicr-i dâimi sanırım.…
Canan gülüyor eski yerinde Canan ki gündüzleri gelmez Akşam görünür havuz üzerinde,…
Bir Acem bahçesi, bir seccade Dolduran havzı ateşten bade. Ne kadar gamlı bu akşam vakti Bakışın benzemiyor mutade.…
“Yakup Kadri’ye” Bî-haber gövdeme gelmiş konmuş, Müteheyyiç, mütekallis bir baş;…
Soğuk bir kış günü, karanfil almak için çiçekçi dükkânına girdim. Tatlı bir yaz hararetiyle ısıttırılan bi yerin havası, nibâti usarelerin hafif, sert ve yeşil buğulariyle dolu idi…
Yorgun gözümün halklarında Güller gibi fecr oldu nümayan, Güller gibi...sonsuz, iri güller Güller ki kamıştan daha nalan;…
Bütün bizimçündür Nukuş-ı encüm-i vahdetle işlenen bir tül Gibi üstünde titreyen bu sema; Gecenin dallarında şimdi açan…
İşveyle, fısıltıyla, gülüşle, Olmuş şeb-i sevdâ yine bî-hâb Oklar gibi saplanmada kalbe, Düştükçe semâdan yere meh-tâb...…
Bir gamlı hazânın seherinde, Isrâra ne hâcet yine bülbül? Bil, kalbimizin bahçelerinde,…
Ba'zan sarı bir çehre-i ru'yâ gibi hissiz. Tenhâ bir ufuktan görünürsün bize sessiz... Çehrenden akan hüzn-i ziyâ, hüzn-i müebbed.…
Bu bir hayâl idi evvelce, fikr-i hâtiimin, Firâz-ı ufk-ı serabında dâimâ uçuşur: O handedir, o tebessüm, o nağmedir ki şiir, Uçar bahâr-ı ezelden... nüvîdidir ebedin.…
Titreyen ellerimle penceremi Actim afaki leyle karsi... Yine Gecenin gölgeden manazirina Imtizac eylemis nücumü bahar...…
Ve ansızın suya etmekle mâh-ı dûr sukut Miyâh-ı rûhumu andırdı safha-yı tâlâb: O rûh içinde muzî bir garip nilüfer Bütün elemlerin üstünde müncelî ter ü tâb...
Bir gün Akşamın ölgün Duran o namütenahi ziya denizlerine Gark olan eşcar,…
15 / 58 gösteriliyor