Ankara vurulmuş bileklerime dumanlı hava, kurt kapanı, ciğerparem yaşayanlar unutmadı geçen kışı…
Arkadaş Zekai Özger 1948 yılında Bursa'da doğdu. Ankara SBF Basın Yayın Yüksek Okulu'nda okudu. TRT Ankara TV'de çalıştı. SBF polislerce basıldığı bir gün başına ağır darbeler yedi. Aradan yıllar geçtikten sonra 5 Mayıs 1973'de sokakta ölü bulundu. Beyin kanamasından öldüğü belirlendi. Erken ölümü nedeniyle "Ne zaman yayımlarsam yayımlayayım adı 'Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası' olacak! " dediği şiir kitabını yayımlama olanağı olmadı. Dergi ve gazetelerde yayınlanan şiirleri ölümünden sonra Tekin Sönmez tarafından "Şiirler" adıyla bir kitapta toplandı (Nadas Yayınları, 1974) . İkinci basımı "Sevdadır" adıyla yapılan kitap (Mayıs Yayınları, 1984) daha sonra da bu adla yayımlanmaya devam etti. Kenan Yücel tarafından yayına hazırlanan "Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası" adlı kitapla (Ve Yayınevi, Nisan 2014) şairin şiirleri gerçek adına kavuştu. Şiir yazdığı yıllardaki üniversite ortamının da etkisiyle ölüm ve cinsellik konularını sık sık işledi. Çoğu arkadaşının aksine dönemin sert siyasi şiir geleneğine uymayıp kendi yalnız yolunu oluşturduysa da ölümünden sonra adı akıllarda kalan arkadaşları değil o olmuştur. Tahir Abacı'nın da dediği gibi en çok da Arkadaş'a yakışmıştır bu kimlik. Arkadaş Zekâi Özger adına, İzmir'de Mayıs Yayınları tarafından 1996'dan bu yana her yıl şiir ödülü verilmektedir.
Şiirler (1974)
- Sakalsız Bir Oğlanın Tragedyası (2014)
Arkadaş Zekai Özger şiirleri
alnını dağ ateşiyle ısıtan yüzünü kanla yıkayan dostum…
Sonra bir gün anneler de ölür Böcekler ve kertenkeleler ölür Boşalır suyu havuzun kum seddi yıkılınca Sivrisinekler ve kağıttan kayıklar ölür…
kandan ve ceninden bir gün daha başlarken bir dalı kanatıyorum tırnaklarımla…
kadercinin / kendine tapmadan önceki son -ya da sona yakın- öfkesinin bir dünya görüşünün yorumuna…
Ve sevinç güzel bir denizle başladı ve güneş ipi kalınlaştırıyordu sonra ansızın uzayıverdi ip bir ucu orda kaldı…
kara yeller ak yelleri dövende sevdanı yüreğine kuşat al sesimi vur kanının gümbürtüsüne zamanıdır dağları delmenin, Ferhat…
dün geldim geç kalsam da bağışlanır bir bahar bozumuydu yola çıktığımda…
yırtarak geçiyor kalbimizden hayatı da törpüleyen zaman şuramızda birşey var…
Öperse sakalımı biralanmış bir berber Aşkımın civcivleri kanatlanmış merhaba şiirlere kılıç çeken gökyüzü…
Gece bir tabut gibi çöker omuzlarıma bir ölünün iç çekmesi olur rüzgar hüzünle düşünürüm uzaktaki bir evi…
Kara bir gök için çok şey söylenebilir elbet İşte benim bulutum pas tutmamış sözcüklerden örgülü bir ağıt…
ben az konuşan çok yorulan biriyim şarabı helvayla içmeyi severim hiç namaz kılmadım şimdiye kadar annemi ve allahı da çok severim…
yusufçuğum kanadından mı vuruldun ben vuruldum…
pencereyi kapama gök dolabilir içeri sen neyi görebilirsin ıslak bir bulutun ağışını mı…
15 / 19 gösteriliyor