Ayrılık bir mendil kadar hafif Bir gözyaşı kadar ağır Yalnızlık aslında kalabalık Ama sağır…
Hiç düşündün mü?.. Neden etrafında martılar bir geminin, Neden ortasında o gemi bir denizin.. Ekmek davası gülüm…
Farzet ki bir dağ yamacındasın ve ayaklarında asude bir deniz Hışırtısı kulaklarında değil ama duyuyorsun Gözlerin kapalı, görüyorsun…
Gurbet bir yoldur kaldırımsız karanlık İlle de solundan yürünesi Bir yardır pencerede bırakılmış Ha geldi ha gelesi...…
Hayat hep ayrılık değil midir zaten? Daha ilkin annemizden ayrılmadık mı? İlk nefesi alabilmek için, Ve ağlamadık mı avazımız çıktığınca?…
Sen gökteki aysın Ben yerde bir deniz -Herhangi bir deniz- Nice geceler, gündüzler…
Otobüs camlarında kaldı artık siluetin. Gülüşünse bugün baktığın ovalar kadar uzak Aklımda gözlerinin aksi buğulu bir cam esaretinde Aklımda anılara sığınmış ürkek hayalin…
Yağmur tanelerine hapsolmuştu gençliğim Ne kadar çabalasam boşuna Her zerresinde sen vardın bu tanelerin Sessiz ve masum…
Odam karanlık, Görebildiğim tek şey, artık göremediklerim: Çocukluğum, gözyaşlarım, aşklarım... Ama insan her şeye alışıyor zamanla…
Sessiz bir gemiydi O, Sessizce yanaştı sahilime Tüm martılarımı aldı ve gitti... Dilimde söyleyemediğim, söyleyeceklerim kaldı,…
Şimdi kırmızı bir güneşin ardındasın. Dün kadar gerçek, Gün gibi uzak; Ellerin soğukmuş, ellerim sıcak.…
Bu gül aşkımdır yüreğimden kopmuş Bu kül yüreğimin ta kendisi Bu yel getirecek ikisini de sana Kâh yağmur olarak…
Yapayalnızım dediğim gecelerde başlıyordu beraberliğimiz Neydi böylesine vazgeçilmez yapan seni? Yoksa ben miydim tüm bunlara sebep? Ya da gizli bir güç mü?…