Ölümün Estirdiği Düşünceler

C Cahit Koytak Cahit Koytak
0 Altın Yaprak
I İyi şairler vaktinde ölmesini bilirler; Büyük şairlerse, hemen her zaman Şiirlerinden önce ölürler. Aslına bakarsanız, şairler iki kere ölürler, Bir kendi ölümleriyle, Bir de şiirlerinin ölümüyle. Ama bir kere de dirildiler mi, Şiirlerinin sayısı kadar dirilirler, Okurlarının sayısı kadar dirilirler. Bir kuşun, tüylerinin, teleklerinin Sayısı kadar çoğalıp, çoğalıp Kuş katarına dönüşmesi gibi bir şey, bu. 12 Haziran 2008 II Bir şeyler öğrenmek için Bir ömür harcarsın, Tam, öğrendiklerimle, hakikatin Boyunu posunu öveyim, derken, Bakarsın, senin 'hakikat' dediğin haspa Huyunu husunu değiştirmiş, Koynunda sabahlıyor Akçeyi bastıranın. 12 Haziran 2008 III sanatçı kendine sorar kim olmalıyım ki, herkesi olmam gerekmesin? bilge kendine sorar: neyi bilmeliyim ki, her şeyi bilmem gerekmesin? insan kendine sorar neyi düşünmeliyim ki, ölümü düşünmem gerekmesin? 13 Haziran 2008 IV Sevdiklerimiz hakkında bilgi toplarız. Ve böyle yaparak nesneleştiririz onları. Bilgi, sevdiğini ölü ister. Mezardaki karanlık bilgiyle, Bilginin kireciyle ağartamazsınız; Yanınızda fener götürmeniz gerekir; Ama fenerin de orada göstereceği Kendi içinizdekilerden farklı değildir: Kurtlar, güveler, dişler, tırnaklar, kemikler... 12 Haziran 2008 V bir gün, göğsümde kitap, öyle, okurken öleceğim; burnumda bayıltıcı kâğıt kokusu, mürekkep kokusu, hurufatın içine gömüleceğim. kendi küçük hikâyemden süzülüp büyük hikâyeye emileceğim. 13 Haziran 2008 VI bir de şöyle bir sızlanması olabiliyor ileri yaşlarda ruhun: "ah, zaman yok, zaman yok içimdeki kapıları kırmaya, sandıkları döküp saçmaya, kanıtları yok etmeye, kötü anıları yakmaya! " 13 Haziran 2008 VII bir yağmur yağsa bugün, bir yağmur yağsa, bir yağmur! ince esmer kadınlar sofalarda yüzlerini avuçlayıp, sebepsiz ağlasa, ağlasa, ağlasa! ölüm de mahviyetten kaf dağının arkasına saklansa ve unutturmaya baksa yapıp ettiklerini! 13 Haziran 2008 VIII insanlar gider, taşlar kalır, taşlar kalır ve konuşur insanın insana konuşmadığı kadar. 13 Haziran 2008 IX - seni tanıdım, kader, bak, senin gibi oldum! - bunu iltifat mı bileyim, efendimiz? gülü sayıklayıp da, dikeni kucaklamış olmayasınız, sakın? bağrınızdaki kanın rengine kanıp, gül size ram oldu sanmayasınız sakın? 14 Haziran 2008 X ölümü düşünmekten yoruldum, şimdi ölümü düşünerek dinleniyorum: ölümü düşünerek kaybettim; ölümü düşünerek kazanmak istiyorum. kendini ölümle yüz göz olmanın, ölümle kadeh üstüne kadeh tokuşturmanın verdiği sarhoşluğa kaptıranın vay haline! 14 Haziran 2008 XI Matematikçi Kurt Gödel, az konuşan, insanlardan kaçan biriymiş. öldüğü zaman, ağırlığı yalnızca yirmi yedi kilogram gelmişmiş; ruhun, sırtına vurup bedeni, matematiğin göğünde, rakamlar, simgeler arasında rahatça kanat çırpabileceği ağırlık bu, demek ki. ölüm yatağında, merhumun küçücük cesedini cenin gibi kıvrılmış durumda bulmuş yakınları. tıpkı, sözcüklere ve esritici sorulara gömülüyken kendi annesinin karnında hissettiği gibi, şairin. 14 Haziran 2008 XII bir odada tek başına günlerce yahut kıyamete kadar mezarda sükûn içinde oturmayı öğreten ve bunu katlanabilir kılan bilgi... işte bir ömür boyu aranmaya değer olan! 14 Haziran 2003

Bu şiire çeviri ekle ·

Bu şiiri puanla

Henüz puan verilmemiş

Yıldıza dokunarak 1–10 arası puan ver

Yorumlar

Yorum yapmak için giriş yapmalısın.

Giriş yap

Bu şiire henüz yorum yapılmamış. İlk sen ol.

Sana daha iyi bir okuma deneyimi sunabilmek için sitemizde çerez kullanıyoruz. Kişisel verilerin KVKK ve GDPR kapsamında işlenir; hangi çerezlere izin verdiğini dilediğin zaman değiştirebilirsin.