Bir gün daha bitti kalabalık ve kargaşa Deniz hırçın, hava soğuk ama tatlı bir acı İstediğim sessizlikti, kalabalık içinde yalnızlık Yanan ışığın ardında durgun bir titreyiş…
Ruhların savrulduğu bir acaip delilik Sanki düşler sokağı, sanki bir velilik Saklambacın ardından gizli bir hakikat Karanlığın ardından çıkan gizli bir sır gibi…
Bitmemiş bir bir şiir, yazılmamış bir satır Nereye baksam eksik şeyler duruyor Bir çocuk ağlıyor ama o da eksik Hilkatinin tecellisi hep ona da eksik…
Ve gece ağlıyor içinden Hıçkırıyor bir zehir zemberek Sanki bir sarhoş bakış ışıldıyor Ve ben geçiyorum gecenin içinden…
Benim ah-u figanımdır bu yanmak için gel ey dost! Bir kadeh kızılcık, bir dem şuh ol Leyla'yı kim gördü görmeden Mecnun ol Gel bu dert ile sultan-ı geda ol…
Bilmezler ne çektiğimi viraneye gül derler Yağmada can sorayım, harabeye gül derler Baykuş tüner bacasına ağyarla dost olanın Şen sayıp yitik aklı, divaneye gül derler…
Savrulduk gidiyoruz rüzgarda Önümüz kara arkamız mavi ayrılık ensede, vuslat düşte gizli Ben ayrılığa hasret sen vuslata…
Bakınca görünüyor, dokununca hissediliyor şiirin dili gibi değil görünüyor bu Sanki bu bir mühmel sanki muallak Çok uzaktan bakıyor bana el sallayarak…
Kaç zamandır sinemde ateş didarımda nem var Sensizim ey sevgili! Senden gayrı nem var Ağyarına kılıç kuşandım, dostuna hürmetim var Sensizim ey sevgili! Senden gayrı nem var…
Zülfündedir benim baht-ı siyahım Sende kaldı gece gündüz nigâhım İncitirmiş meğer ki seni âhım Seni sevdim odur benim günahım…
Sevgili! Yanına varmak, yurduna varmak kaç bedel ister kaç zamanlık yol gerek? Efsunkar ikliminde dem vurmak, kanatlanıp kuş olmak Pervane misali ateş olmak, ateşe boyanmak kaç yür…