Sırtımda bir dağ, bir dağ ki kocaman. Dönüp Allah’a dileyeyim aman. Rabbim sen affeden, ben günahkârım.…
Muhtaç değildin sanki toprağa ve çamura. İhanet ettin, yazık; yoğrulduğun hamura. Bozmasaydın ah keşke ettiğin o yemini.…
Rabbimden emir geldi, çatladi, kirildi yer, Içinden haber verdi, dön, bir kulak da sen ver. Sokaklara düşmüşken korkunun izdüşümü, Acz’ini ele verir, alnındaki soğuk ter.…
Hasretlik ne demekmiş, geceye sor sabahı. Vuslat olunca biter, sevgililerin ahı.
Tüm tağutlar yıkıldı! Dimdik ayakta duran, Yalnız Allah’ın sözü,işte Hazreti Kur’an.
Kabristan etrafında kara taştan bir duvar. Duvar dışında kalan mahpuslara haber var.
Önünden, hangi kabristanın geçsem, İçimden bir ses; dünyadan vazgeçsem.
Yansın, pişsin gönüller; söylesin diller. Yansın gönüllerde, sönmesin kandiller.
Üstü çiçek bahçesi, altı karanlık ve dar, Kimbilir orda yatan, hangi zalim hükümdar.
Kıvılcım mı bekliyorsun, boşuna, kibriti çak. Karanlığa kızmak nereye kadar, kalk, bir mum yak.
Tık nefes kalırım, önümdeki dik yokuşa iki adım attığımda, yorulurum. Yorulmam! Geçen her günün, beni hızla ölüme koşturduğunda.…
Ölümü kimse değil, saçlarındaki kırlar, İstemesen de her an sana hatırlatırlar.
Çocukluk, ihtiyarlık dönemlerini bir düş. Yarısı da uykuda geldi geçti tatlı düş.
Gözyaşı dökmek için ıssız yerler kayboldu. İmdadıma yetişen yine seccadem oldu.
Bir namazım, bir duam, bir de eski seccadem, Hepsi hepsi bu kadar, işte benim sermayem.
15 / 21 gösteriliyor