Akıl Medeniyet denilen fiyaskoyu hazırlayan Sevgi kıvılcımlarını bizden alan Mutsuzluk denizine bırakan…
Ankara'ya güneş doğdu bu gece Raflara kalktı dertlerim, kederlerim Yeşil gözlerinde bir dünya kurdu Umutsuzluk içinde kıvranan yüreğim…
Pembe pembe düşler kurmak sessizce Yakalamak mutluluğu bir ısırgan otunda Gidip gidip gelmek hayal aleminde Karşılamak hayatı camekan arkasında…
Nedenler, niçinler, nasıllar ve niyeler Sorgulayamadığım varlık problemleri Paradokslar içerisinde kaybolan benliğim Söz vermişliğin getirdiği suskunluk travmaları…
Gelmeyeceğini bile bile beklemişim seni koca bir ömür Uyumamamışım unutmamak için bir an yüzünü Ağlamışım Sabahlar üzerime doğmuş söyleyememişim…
Bekliyorum Gözlerimde iki damla yaş Kalbim kırık, boynum bükük Elimde yırtık bir resim…
Fersah fersah uzayan yollar Ulaşmamamı istercesine engellenilen Anlamsız bir dava görünümüne bürünmüş Beni ben olmaktan alıkoyan…
Bir gülümseme yıkacak amansız surları Silecek kötüye ait her ne varsa Gecelerin gündüzlere dönüştüğü gibi Dönüşecek karanlıklar aydınlıklara…
Zamanın kıymeti parayla ölçülmez Aklaşınca saçların sen de anlarsın Hayat macerası tek başına çekilmez Yalnız kalırsan bir gün sen de anlarsın…
Umutsuzluğa saplanmış bir şehir Ne geçmişten bir tesellisi var Ne gelecekten bir beklentisi Fotosentezle geçirilen hayat oyunu…
Bir şarkım vardı Sözlerini bilmediğim Benden uzak olan Çok uzak…
Söyleyemediğim iki kelime bedenimi titreten Dilime doladığım adın yüreğime işleyen Seninle var olup seninle yeşeren Bu adam seni sevdi bir bilebilsen
Güneş benim için doğuyor bugün Tüm sıkıntılarımı alıp götürüyor bir anda Azat ediyor yakamı bırakmayan iç bunalımları Özgür olduğumu söylüyor cıvıl cıvıl kuş sesleri…
Nefes alıp vermek gibi muhtacım sana Yokluğun mahkum eder yalnızlığa Hele gözlerin varya yar gözlerin Salıverir aşk denilen dipsiz kuyuya
Bir an düşünmedim gezdim dolaştım Keyfime baktım, nefsime uydum Bir illet yakama yapıştığında Döndüm yüzümü Allah yoluna…
15 / 18 gösteriliyor