saçları alev alev bir kızkulesi yüzyıllardır şu benim baktığım suya bakıyor suda ışıl ışıl bir istanbul titremesi sarayburnu, üsküdar iskelesi…
Yaşamak her şeyden habersizce Akmak dolu dizgin Irmaklar boyu Çıkmak dağların en yücesine…
neyin nesi belirsiz sabahlarda beraber olmalıyız yoksa inancına kum karışacak aşk mı gerçek yoksa aşık mı…
gözler değil sözler değil söylenmeyendir yaralayan kuru dalda kalan son yaprak gibi bekledim geldiğindeyse mevsim kıştı, kuru bir soğuktu bahar papatyaları soldurdun sen...…
beni çoktan aştı bu acı düştü yüzümden bin kahır oturup düşünüyorum darbelerin tozunu…
bırakıp bırakıp bizi gittiler kimi hüzün dolu, kimi kederli hani nerde saatlerce sohbetler anılar o masalarda gizliler…
sesini duyduğumda geceydi sabahtı sesime eklendiğinde sesin sesimde bir ırmak çağlıyor çoğalarak...…
Korkusu kalmış içimizde terkedilmiş çocukların Yitik yüzlü fotoğraflar duruyor siyah-beyaz Kırık bir vazo masanın ortasında Yıkık dökük odada…
öncelik bir baharı kahpe ürkekliklere bıraktım ve aşkla tanıştım taş havuzlar başında taşıyorum yıllardır sol ve son yumruğumu döş cebimin kuytusunda…
bu şehirde kalırsak eğer yaşamak bizi yaralar buz gibi erir de dostluklar aynalara bakmaz insanlar…
kimi yıldızlara gitmeyi yağmur damlaları üzerinde kimi yuvasında yaşamayı topraktaki karıncanın…
kendi denizlerine sığmayan bir can var sende koparıp çocukluğumdan getirdim sana sakla bunları kum kadar eski yalnızlıkları kırık bir mırıldanışla kanayan şarkıları…
bütün aşklarım görkemli açılışlarla başladı kasketini unutup giden yabancılardı fark edilmeden bitti hepsi de…
her şehir taşkın bir handır İstanbul sahipsiz perişandır ve bu şehirde kısık soluğum kendi içinde hapsolmuş bir adamdır…
kalbim bir gömütlüğe döndü sayende eski aşkların öldürüldüğü bir kurbanyeri yasak bir toprağa düşen buğday tanesini sen büyüt sevgilim içimdeki herşeyi…
15 / 19 gösteriliyor