ODTÜ Günlerinden

H Hünkâr Dağlı
0 Altın Yaprak
I. Usulca kalkarım şafakla birlik Çul yatağıma inat, "Besmele" alır yorgunluğumu.. Buz gibi su ile abdest alırken, Sımsıcak çaya çağırır anam "Rabbim! Nasip eyle dirlik-düzenlik" Derviş sükûneti, bir dilim ekmek Ve iki bardak çayla, "Elhamdülillah" Anam: "-biraz daha!.." dese de; Sabah doyumluğum buncadır II. Kıstırıp koltuğuma kitaplarımı, Kapıdan çıkarken anam; Uzatıp üç-beş kuruş, seslenir: "-Akşama geç kalma, eve erken gel" "-Olur, meraklanma!.." desem de Durgun bir isyanla ufka bakarım Tümden irtibatı kesip etraftan, Sırf kendi kendine kalır da gönül Hislerimi mısra mısra dizerim ...Onsekiz biteli kaç sene oldu? ...Yirmi yaş üstünün çocuğuyum ben ...Bir garip öğrenci, işim-gücüm bu ...Feleğin bin sille vurduğuyum ben Bir fidan siluet uyarır beni, Bir ela bakışla tir tir titrerim Tebessümlerinden yüzüm kızarır, Görmesin diye yarım dönerim "-Ne o Dağlı! Kaçıyor musun?" Bilmem ne haldedir hayret ederim! İçinden çıkılmaz bir bulanıklık.. Korka korka yüzüne bakar, İçimden türkü söylerim: ...Maişet anaya, babaya bağlı ...Sabah boynum eğri, yüzüm yerdedir ...Gün boyu duyduğum: "Ne haber, Dağlı" ...Akşam evin yolu acep nerdedir? Mektepten çıkınca hayallemesi Elim cebimdeyken yarıda kalır Ben, bana rücu ederim Her şey olduğuncadır!.. III. Gürültü cehennemine dalınca gayrı Sesin sükûneti burnumda tüter Soğuk yığınlara gözümü yumar, Ufuklarda gök-yeşili gözlerim Ezik, yorgun, asabi.. Hır-gürcülerle doludur etraf Ayakta, -fakat yürümeden- tükenir yollar! Ve sürekli bir sinir savaşı.. Gün boyu sohbetler aklıma gelir; Cennet köyümü özlerim Yanağıma görünmez damlalar dizilir Hasret, yağmur bolluğuncadır.. IV. ...Mektebin yolları talim alanı ...Bu gidiş-gelişten nefret ederim ...Bu sokaklar sığır eder insanı ...Yıkılsın bu düzen, batsın isterim Mektebin kapısı gümrük misali; Zaptiyeler kimlik sorar giriş-çıkışta Gözleriyle yüzlerden bir şeyler okur, Bazı kere üst-baş ararlar Taş avluya dalar bir yığın ırgat Köşe-bucak sinsin oynar haytalar Beygir gibi dolanır "kanayaklı"lar* Bir ecnebi memlekete geldim zannederim Her biri bin kerre yabancı bana Dershane önünde ayrılır yollar "-Bırak dersi Dağlı! Kantine gelsene" Bir ela bakışla tir tir titrerim, Bir fidan siluet şaşırtır beni Niye gelir bunlar, nasıl giderler Bilmem ne haldeler, hayret ederim Şüphe-muhakeme, muhakeme-şüphe İbişin merkebini yâd eder, acırım! "Rabbim! Hidayet et, yoldan çıkarma" Onları bırakıp kendi haline Başımı çevirip, derse giderim Zihnim yorguncadır.. V. Ders başlar, değişir güzelim lisan Bir göğüs geçirir, bir iç çekerim Bir sinek vızıldar; iri bir sinek! İğneler X'den, Q'dan Beş lafın dördünde Marx teranesi Söz istesen; gürültüye boğarlar Sigara dumanı, kargaşa, şak şak Ve devamlı aynı vızıltı! Memnuniyetsizliğimi ifade edip açık açık, İçimden küfrederim Hava sıcak ve de bunaltıcıdır Kimisi uyuklar köşe-bucakta Kimi zaman dızlak tutar malları Hırsımdan buz gibi terlerim "Rabbim! Çekemeyeceğimi yükleme bana" Yine de tüm vızıltıları, Bir doğru-dört yanlış ezberlerim Benzim solguncadır.. VI. Ders biter, çekinerek yaklaşır biri "-Yakar mısın?" Bir sigara uzatır Biraz şaşkın, ifadeleri teşekkür doludur Belli ki beni kendine yakın bulur Belki tercüman olmuşum hislerine Ben dişlerimi sıkarken "yuppi", "hurra" seslerine O da kızgın ve alaylı başını sallar Hademe sınıftan izmarit toplar "-Gel birer çay içelim hemşerim" Hemen cebine davranır, eğlerim "-Olmaz! Çaylar benden" Israr eder, engellerim.. "-Aa Dağlı! Hani benim çayım" Bir fidan siluet kapar bardağı Bir ela bakışla tir tir titrerim Bakışlarım lügatler devirir ama Ağzımı bıçak açmaz.. "-Yapma Dağlı! Şakaydı" Gözlerimde bir sürü neden ve niçin Bilmem ne haldedir hayret ederim Usulca yürürüm; mahcup, muzaffer.. Bahçede yaban kestanesi ve çam ağaçları Daha derse on dakika var! Zaman bir türlü geçmez Yeşil çimler üzerine oturur, Ak kâğıda kara yazı yazarım: ...Üstüme gelmeyin böyle devamlı ...Bir bağlı düğümüm, çözülürüm ben ...Şöyle dolanırım; efkarlı, gamlı ...Daldan yaprak düşer, üzülürüm ben! Bir fidan siluet belirir yine Bir ela bakışla tir tir titrerim "-Affedersin Dağlı! Barışalım mı?" Silme tereddüt ve diz boyu şaşkınlık Bilmem ne haldedir hayret ederim Vakti gelmiş gibi dilim çözülür: "-Aslında yakınsın ruhunla bana Bilmiyorum, ama hissediyorum Fakat anlaşılmaz bu vaziyyetin Yaptıkların sana ait değil mi? Ve söz götürmez şaheser fiziğin Nasıl hayır denir ki sana!" Övgüden serhoşca, hafif süzülür Tatlı bir tebessümle, usluca dinler Ve kalkıp birlikte derse gideriz Biraz daha olguncadır.. VII. Hüzünle sarılı bir uyuşukluk Ve berbat bir halde dönerim eve Üzgün müyüm, kızgın mıyım, memnun mu? Mesud muyum, rahat mıyım, yorgun mu? ...Her gün bir belanın içine düşer ...Her an bin heyecan duyar, yaşarım ...Günler geçip gider, birer-ikişer ...Kör bir umud ardı sıra koşarım Bilinmez hallerde girsem içeri "Selamünaleyküm" düzeltir beni Babamın namazı henüz bitmiştir "Rabbim! Ağzımızın tadını bozma" Babamın duası her zaman yeni Babamda son niyaz her an değişik Derviş sükûneti, bir tas çorba Ve iki baş soğanla sofra kurulur: "Rabbim! Nasip eyle dirlik-düzenlik" Teslimiyyet, memnuniyet, huzur.. Bolcadır, yoğuncadır..

Bu şiire çeviri ekle ·

Bu şiiri puanla

Henüz puan verilmemiş

Yıldıza dokunarak 1–10 arası puan ver

Yorumlar

Yorum yapmak için giriş yapmalısın.

Giriş yap

Bu şiire henüz yorum yapılmamış. İlk sen ol.

Sana daha iyi bir okuma deneyimi sunabilmek için sitemizde çerez kullanıyoruz. Kişisel verilerin KVKK ve GDPR kapsamında işlenir; hangi çerezlere izin verdiğini dilediğin zaman değiştirebilirsin.