Berhayat

İ İbrahim Tenekeci İbrahim Tenekeci
0 Altın Yaprak
1 Kaderden kısaydı, ömürden uzun Rabbim, döndürdün, kalbimi sana. Ne insanlar, ne insanlar, binlerce yıldır Herkesi kurtarıp kendisi ölen, İsmail demedim, gelmedik daha Günlerce gidersin ve varamazsın Yetişmek ne mümkün, onun hatrına Kalmışsın, düşün, hep dört yaşında. Susmuşlar, susmuşlar, durmadan seni Üzüldüğümüz bir şey, hatırladıkça Güzel başlayıp öyle bitmeyen Elimizden gelmeyen, daima giden Sınıra yığılmış gibi göçmenler Ağır hastalar ve yorgun sabah Ahbabı olmayan yoksul bir yemin Zeytine uzanan çaresiz çatal Bunu bulamayan kaç kişi vardır, Sesine doğru baktığımız o Güneşten erken – hayret ve heves Babasının gözleri, elleri evladının Kimseden geriye kalmayan kadim Derdini kırlara açan çiçekler Düşmemiş fakat düşecek yaprak Hastanın uykusu ve durgun baba Kandiller yapıyor gibi harflerden İnsan üzgündür, insanlar bilmez Duyarsın, duyamazsın, onu sen. 2 E harfidir o, sever, tüm çocukları İsmet bey öğretmişti bana bu sırrı, Gecenin kalbine girmek için ben İnanmış gözler, kâğıt ve kalem Herkes uyurken yazdığım sana – Işığın bile yorulduğu zamanlar Yokluğun cebinden bulup da kokladığım Bir beze sarılmış sarı saçların, İsmail olsun en gökçek adın. Geçtiğin yollardan yaylaya çıkar Sahiden hayatta olan yörükler. Sesin de varmış, duyanlarla konuştum Kimsesi kalmayan o diller gibi Uzak ve unutkan, dağların şimdi. Sessizlik bekliyor geçitlerinde, Ölmekten yorulmuş yaşlı insanlar Bulutlar geçerken yağmayan yağmur Annenin herkesten sakladığı şey Bütün gün ekmekten azar yiyen bir adam Korkup da kaçanın sustuğu hayat Derdi bitmeyen o küçük evler – İşte oradasın, bakıyorlar hep Ömrünün önünden geçiyorsun ve İmreniyor kimi, kimi şefkatle Büyümüş diyorlar, kocaman olmuş Dördündesin oysa – dikkatle Alıyor seni, kendi yanına. 3 İnsanı yerinden eden gözlerin Suların serin, toprağın haklı Kusursuz kuşlar, çayırlar ve tay Anlatma, inanmazlar – hep öyledirler Ölmekten dönerler her akşam eve Ekmeği bilirler, bilmezler buğday Yukardan bakarlar, dünyadan sana Sakın sırrını deme onlara Düzlükte garipsin, dağlarda pırnal Bulmuşsun fakat yeniden ara. Bir ağaç görünce büyük nefesler Alıp da vermeyen biz şehirliler, Eski kaynaklar – insanlar yeni Bozulan yapılır – diyorum hayır. Artık gecenin hükmü kalmadı Gündüzler bile öyle karanlık, Hayatın yüzüne kapanmış kapı, Bırakmak orada, sürekli seni Yetmişli yıllar, değilsin renkli Ne güzel olurdun, bakarken bana Bağlılık gibiydin, sessiz ve derin Umuttu galiba hepimizin başkanı Onun da sadece gözleri vardı. Gelmeyen yolcu, şimdi o günler Elden ayaktan kesilen selam Aklına gelenler, yazmayan yazı Herkesten önce olurken akşam. 4 Bulanık fakat içiliyor su Biraz çekinirsin ister istemez Verirsin aklından çıkarıp onu Ayakta okunan mektuplar gibi Ağacın gövdesi ve derin harfler Hatta kimisi kabuk bağlamış, Üzgün mutluluk, yüksek gözlerin Gidersin buradan, kalır hevesin. Geceleyin indiğin bilmediğin şehirler En yakın tanıdık ne kadar uzak İşte dünyadasın, beklerken neler Yabancı memleket – yerli endişe Yepyeni bir tat ve kararsızlık İnsanlara bakma, onlar alışmış İmkânsız sanılan, öyle olmayan Nasılsın iyilik – sonuçlar kötü Ölmeden bitirmek gibi bir ömrü Boşa akan su – susuz şadırvan Birinci başlayıp sonuncu olan – Yaşadın sayılmaz, hiç görmedin sen Güzel bir çocuktun, durdun orada Kabuk demiştim, onun altında; Rüzgârın söylediği gelip de geçmek Taşların bildiği bazı ilimler Kuşların göklerden hep getirdiği Sulardan sağlanan serin sevinçler Anmak bunlarla beraber seni. 5 İşte dünyadasın, dinmemiş yasın Ölmez ömrüm varsa gelirim sana Ateşin başına oturmuş canın Düşüyor kadınlar ve çocukların Yurdundan sürülmüş toprak gibisin Uzak bir hatıra olan sevincin Varsın bulamasın kimi dalları, Bir su içmeden anlatılamaz Ölmeyen bilmez bunu, yaşarken Üzgünsün, haklısın – kazadır kader Haber vermeden geçerken günler Görmeye gözümüz yetmiyor seni Herkesten çoksun, yalnız olsan da Berhayat diyoruz, fakat kuyuda Kalmışsın, öyle – nasıl söylesem Yollar bozuluyor buradan sonra Kasımın içindesin eski hesapla, Ses olsun diye aldığın nefes Kuşlar uyurken göğe yükselen Anlamış gibi buruk tebessüm – Bir zorluktur bu, dostluğa yatkın En uzun gecenin var kısa adı Kar yağmış deyince uyanan çocuk Düzlüğe dönüşür sevgilinin dağları Gelmeyen gelmez, bitmeyen biter, Camlardan bakan güzel hakikat, Bulmak yorar insanı, aramak yeter. 6 Kendinden yana akıp duran bir Büyük bildiğin değildir küçük Dokunur onlara, dürüst kalışın Ol ulu kuşlar gibi kalkışın, Son bir gayretle hazırlanan son Kardeşim diyenden kalbini sakın, Heceyi tutturmak için geceyi Uykusuz bırakmak sanki yaşamak, Bazen duruyor anlamın aklı Kaybeden insan, kazanan kasa Beklenen mucize, yürüyen hasar – Bizlere bakarken nedir gördüğün, Yalancının verdiği güven mektubu İşleri ters giden o yorgun sular Yalnızca yazılan, okunmayan hiç Varmadan kurumuş – kadim ve yetim, Bir hikmeti yoktur belki de bunun İçinde sakini kalmamış lahit Gibi bomboştur dünya dediğin, Güneşten yanayken günebakanlar İnsanlar gelirken – yeni soğuklar Sevincin yüzüne konan gözlerin Kapanır kapılar – bırakır seni. Bizler burada kalmış da kalmış Geçimsiz günlerden geçiyoruz çok, Sıkılgan harfler, kederli ekmek Bir kuru hevestir, anlatmak ve kış.

Bu şiire çeviri ekle ·

Bu şiiri puanla

Henüz puan verilmemiş

Yıldıza dokunarak 1–10 arası puan ver

Yorumlar

Yorum yapmak için giriş yapmalısın.

Giriş yap

Bu şiire henüz yorum yapılmamış. İlk sen ol.

Sana daha iyi bir okuma deneyimi sunabilmek için sitemizde çerez kullanıyoruz. Kişisel verilerin KVKK ve GDPR kapsamında işlenir; hangi çerezlere izin verdiğini dilediğin zaman değiştirebilirsin.