Yücelerden bir er vardı Adı Abdülhamid´di. Yalnız ve yalnız Allah´ına Derinden bağlı bir abiddi.…
Yürek yaralıyken güler mi göz? Tarife lüzum kalmaz, edilmez ki söz Ağyar ki nerden bilsin ızdırabı Çekmemiş çileyi, olmamış yüreği köz!
Ol bağında bir dertli bülbülüm Yanarım çerağında ben bir nar-ı gülüm Şad olsam senin kadr-ü kıymetinle…
Nar-ı aşkınla tutuştum da yandım Aşkın şarabından içtim de kandım Lal oldu dilim konuşamam sandım Adını dilde değil hep kalbimde andım…
Sevda yeli ılgıt ılgıt eserken Rüzgarına kat da al götür beni Aşk şarabından yudum yudum içerken Başka diyarlara tut da al götür beni...…
Sensiz bilmediğim diyarlar aşıyorum Ört üstümü ört ki anne Ben bu gece çok üşüyorum Yapayalnız ve bir başıma…
Aslı da sensin Leyla da sen Hicranla tutuşur yanar bu ten Aşkınla inleyen Kerem, Mecnun ben…
Sevdim, Bir çift ela gözü Sezdim, Bu, gerçek aşkın özü…
Hiç bir şeyde gözüm yok İstemem senden gayrı Lafa, söze gerek yok Aşkın yeri apayrı...
Yaktı yine nice canlar,sızlattı bağr-ı maderi Bu olmamalıydı, değildi bu şanlı Türk'ün kaderi Duramazdı, susup oturamazdı alınca bu haberi…
Yürek hicranla doludur Vuslat kaçınılmaz Beklenen yar yoludur Çilesi dayanılmaz!
Kış bitiyor artık Bahar gelecek Elbet bir gün gelecek Bir gün kalacak…
Gün geldi bıçak kemiğe dayandı Kurunun yanında yaş da yandı... * * *…
Esir-i hüsn-i ebediyem, deva bilmezem Bu dertle hemhal olmuşam, neva bilmezem Aşkınla yoğrulmuşam her dem, sefa bilmezem…
Ne mümkün ki sessiz kalmak Fayda vermez saç baş yolmak En alâsı bir yol bulmak Gözlerde yaş dinsin diye…
15 / 77 gösteriliyor