Sen; esir günlerimin ölümsüzlüğü hayat beşiğinde salladığım sevda neden sızlanırsın gece yarılarında…
Valizimde Geleceğin sis/inde adı bilinmeyen kaybolmuş istasyonlar götürüyorum Söylenmeden ucu pot bir igneyle dikilmiş sözler Gecenin sayfaları arasında takılı kalmış sorgulamalar…
Aşk gün doğmadan çatal diliyle emdi ak memelerinden sonra kustu zehir zemberek soyundu anasından doğduğu gibi üryan… ve sakladı cinsiyetini elleriyle…
Yürek dalgalanınca nasılda çarpıyor dalgalar acımasızca duvarlarına sus diyorsun…sesin boğuluyor bir midyenin derinliklerinde soruyorsun sessizliğinle yürüduğümüz bir sahil var mıy…
çöp/çatan kaderin elinde dibekte öğütülen çeltik gibiyim çivitlesen de kap/kara…
Rüzgar okşarken hevenk saçlarımda saklanan ak dalgaları Damla damla damıtılır sevda yıllanmış bir şarap fıçısından Küf lekesi kokan çeyizimin anahtarı halen kapının eşiğindeyken Mo…
sen bir yosma'nın karnını doyururken sperma kokan loş bir odada bir çocuk ağlıyordu gecenin koynunda aç/ susuz/ anasız…
çöl güllerinde aksini görürdü akrep bir kuyruğu hep kalkıktı kendini sokmaya elinde panzehiri... bilirdi bir gün kendi elinden öleceğini…
turkuaz bir denizin dibindeyken bir inciydi hayaller dalgıç olurduk seninle ve kristal kulelerde sevişirdi gönlümüz göz/kapaklarımızda çiy erirse bahar olurdu…
bırak falcı kadın sen okuyamazsın falımı sövmeden geçmişine geleceğine hadi git yanımdan!... görmüyor musun yüreğim kabarmış taa derinden…