Zamanı takıp parmağına, Tuzlu denizin tuzsuz kıyısına Vurdun kendini Asu. Dünya dönüyor, sular ısınıyor ama,…
Arkandan el salladı, Çarptığın kapının Gürültüsüyle oynayan Rüzgar gülü.…
Alev ateş, Kızıl güneş, Güneşe eş, Bir yârdın...…
Elimdeki el dedin, Tut sana rüya, tut bana rüya. Sihrine mağlup oldum. Kapkara oldu dünya…
Sen giderken benden, Bir bedevinin Asla kaybolmadığı Yollarına inat…
Değince ellerin yüreğimin ellerine, Bana hayat veren kan olur gözlerin. Kapılıp gitsem de sevda sellerine, Cansız bedenime can olur gözlerin.…
Seni bana getiren, Efsunlu bir bahardı. Melekleri çağıran, Divane sesin vardı.…
Bileklerimdeki kesikler, Derin değil kalbimdeki kadar. Asfalttaki kan izlerim, Çıkmıyor yıkanmakla.…
Bir martı düştü denize, Serin bir yaz akşamı, Tutuştu yakamozlar, Değişti bakışları.…
Belki bırakmışsındır diye, Paspasın altına her baktığımda, Var olmayan bir anahtarın Tuhaf burukluğu kalıyor damağımda.…
Sen o fincandaki İstanbul resmi, Arkanda kızıl kıyamet bir sonbahar. Dudakların kurumuş, alnın terlemiş, Yüzünde, biraz sonra inecek akşamın…
İyiyim sanıyorsun değil mi? Değilim aslında... Herkese verdiğim yalanlardan bir tane de kendime aldım Ve 'iyiyim' diyorum soran kim olursa....…
Serum takılacak müsait bir damarı kalmadı hayatın, Hepsini birden kesen sessizliğin var çünkü... Hiçbirşey olması gerektiği gibi olmuyorken; Bu sessizlik de yaşanmamalıydı,…
Uykum fırtına, dudaklarım mühür, Benim kabuslarımda yetişir zakkumlar. Tüm çiçeklerim gecede açar, Tüm çiçeklerim gündüzde ölür.…