Vakıa

M Mehmet Demir
0 Altın Yaprak
Biliyor musun? O bildik akıbet O kızılca kıyamet koptuğunda – ki bu kesin, Kalacak mı, bu da yalandır diyecek kadar nefesin? Arzın, çatırdayıp da dağılışında, Dağın taşın un ufak yayılışında, Her yerin toza, toprağa boğuluşunda sen nerdesin? Toprağın derinliklerinde mi? Göklerin serinliklerinde mi? Başın arşa yükseldi mi o gün? Yoksa toprağın ta dibine mi saplandın? Ne sandın? O inanmışlar – ki mükâfatıdır o gün inanmışlığın... Onlar kavuşacaklar tabi, daim cennet mekânlarına Ya senin aldanmışlığın? Kalacak mı sandın inkâr edenlerin yanlarına? Onlar rabbinin yanındaydı zaten, Mekânları da bu yüzden O’nun yanı. Rabbi asla aldatmadı onları. Onların cennet oldu mükâfatları. Siz, dünyada sürerdiniz saltanatları Onlar sabrederlerdi. Ebedi bir cennet oldu sabredenlerin kârı. Siz inkâr ederken onlar iman etmişlerdi Şimdi de inkâr etsenize bütün bu olanları... Siz dünya nimetine tamah ederken Söylerken her sözünüzde inkârı Bir mi tutacak sandınız onlarla, sizin gibi günahkârı? Şimdi, mücevherlerle işlenmiş tahtlar üstünde oturmak onların hakkı Cennetin bütün nimetleri onlar için var Hatırlar mısın, dünyadayken hep senindi bunlar. Onlara ikram edilecek gümüş sürahilerde meyler Cennetten türlü türlü meyveler... Üstelik ne baş ağrısı var, ne sarhoşluk Her yer alabildiğine hoşluk... Etraflarında her dediğini yapan uşaklar Ne kötü bir söz, ne kırıcı bir kelam Yalnızca selam var, ya selam!.. Hakkıdır onların, mükâfatıdır Halis amellerinin kârıdır Ne mutlu onlara ki iman ettiler Ebedi saadeti zaten hak ettiler. Çünkü yemediler dünyada yasak meyveden Harama el uzatmadılar, Aşlarına haram katmadılar. Şimdi ağaç gölgelikleri onların... Yasak yok artık onlara yemeden Şimdi onlara sunulacak sonsuz meyveden Siz, sadece dünyada bildiniz makamı, şânı Şimdi onlara sunuldu cennetin tüm ihtişamı. Siz mutluluğu arıyordunuz şehvette En güzel eşler onların ahirette Hani dünyadaki safahatiniz? Bakın, şimdi ne haldesiniz... Diliniz inkârdaydı her dem Diyordunuz ki: "Cennet burasıdır, Önemli olan insanın iyi yaşamasıdır. Dünyada yediğin kârdır, eğlendiğin kâr Sadece yaşanacak tek bir dünya var. Ölünce öldün, gittin, gömüldün Madem öyle, zevkle geçmeliydi yaşadığın her gün." "Kim gitti de gördü" diyordunuz, İşte gördünüz! Şimdi ateştesiniz Yüreğinizin narına, içtiğiniz suyun harı kâr eder mi? Hani aydınlıktı dünyanız Hani parlayan neonlarınız nerde? Şimdi büsbütün karanlıklardasınız. Hani inkârınız? Rabbiniz demişti size: Bir gün toplanacaksınız! O gün geldi işte, toplandınız Şimdi neden bu telaşınız? Dünyada yediklerinize karşılık Cehennemde bekliyor sizi zakkumlarınız Yiyebildiğiniz kadar yiyin Madem aldınız cehennemde yerinizi İştihayla doldurun midelerinizi Üzerine afiyetle için kaynar sulardan, çölde suya hasret develer gibi Bu en büyük ziyafet size Zamanında inanmazdınız madem rabbinize. Şimdi hesap günüdür: Söyle şimdi, kim yarattı seni? Kendin yarattın sanmıyor muydun küçük dünyanı Kendini de mi sen yaratmıştın? Doğan çocuğun da mı senindi? Sen mi vermiştin ona canı? Şimdi öğrendin mi asıl yaratanı? Nasıl getirmişse seni dünyaya, şimdi de öyle aldı canını Ve o yüzden hesaptasın şimdi. Bu yüzden yaratanını iyi tanı! Sen, bu toprak da benim diyordun Tohumu da ben attım toprağa Toprakta biten başaktan yaprağa, benim sanıyordun Sen yarattın sanıyordun arpayı, buğdayı "Ben var ettim bunları, o halde yaratan da benim" diyordun. Şimdi anladın mutlak, ama dün hep öyle söylüyordun. Ya o yağmurlar yağmasaydı? Yağmuru da mı sen yağdırdın? Rabbin o rahmeti indirmeseydi toprağa Toprak can verebilir miydi yaprağa? Böyle tatlı içebilir miydin suyunu? Doldurabilir miydin sularla kuyunu? O ateşi de mi sen var etmiştin? Madem ki sen yarattın bu ateşi, Gel söndür o zaman seni yakacak olan bu cehennem ateşini de. Ağacı da mı sen yaratmıştın? Senin kafan bu kadar mı dar? Gözlerin bu kadar mı kör? Bu ne inkâr, Önüne serilmiş nimetleri görmeyecek kadar? Şimdi öğrendiysen eğer yaratanını O halde rabbini iyice tanı Her daim O’nu tesbih et! Her daim O’nu tenzih et! Hiç senin sandığın gibi değil! Rabbinin yeminidir – ki vakit vakit inen Kur’an adına yemindir bu O kitap ki levh-i mahfuzdadır, Âlemlerin Rabbi indirmiştir onu, Kirli ellerinizle dokunamazsınız, Çünkü İlahi kelamdır o! Gerçi siz onu da küçümsemiştiniz, bunlar şiir demiştiniz... Yoktu zaten şükrünüz, Bunu da yalan saymaktı teşekkürünüz. Can boğaza dayandığında mı tefekkürünüz? Evet, rabbin yemin vermiştir – ki eğer inanmışlardansa Ceza görmeyeceklerdendir o Rabbine yaklaşandır, cennete koşandır... O cennet ki, içi bolluk ve rahatlık... Hiç bir yerde yoktur benzeri, eşi Ne kutlu kişidir o, ne mutlu kişi... Zaten cennete varmak değil miydi yaşarken düşü Selam sana ey mü’min, cennetine hoş geldin Artık buralar senin... Yok, hala inkârdaysan eğer, Ve hala sapkınlıklardaysa aklın, Hala değişmemişse niyetin, Cehennemin seni bekliyor ve kızgın sularla ziyafetin Hakikat olan şu ki: Gerçekten işin çetin!..

Bu şiire çeviri ekle ·

Bu şiiri puanla

Henüz puan verilmemiş

Yıldıza dokunarak 1–10 arası puan ver

Yorumlar

Yorum yapmak için giriş yapmalısın.

Giriş yap

Bu şiire henüz yorum yapılmamış. İlk sen ol.

Sana daha iyi bir okuma deneyimi sunabilmek için sitemizde çerez kullanıyoruz. Kişisel verilerin KVKK ve GDPR kapsamında işlenir; hangi çerezlere izin verdiğini dilediğin zaman değiştirebilirsin.