M Mikdat Bal

Mikdat Bal

286 şiir · 1954 —

0 Altın Yaprak

1954 yılı Şubatın 20 inde dünyaya geldim. image src='http://img440.imageshack.us/img440/3882/mikdatbal23bl1.jpg'width='550' height='400' 5 yaşındayken Rahmetli dedem beni ilkokulun etrafında gezdirirken öğretmene, bu çocuğa bakar mısın ben bir camiye gidip geleceğim, burada amcaları ile kalmasına müsaade eder misin deyince, o da hay hay demiş. Kazım Kaya idi o zaman bizim köyün öğretmeni. Amcalarım Muzaffer, Habip ve Rahmetli Şişman ilkokula gidiyorlardı. Çocuk aklımla beni okula yazdılar sandım o kadar sevindim ki… Geçtim bir masaya oturdum ve sesimi çıkarmadan onları dinlemeye başladım. O gün okul bitmişti. Zaten öğleden sonra idi. Ertesi gün sabah kalktım, anneme “ben okula gideceğim” o da “yavrum sen daha küçüksün senin iki senen daha var” dedi. Ben ona “dedem beni okula yazdı öğretmen bana bir yer gösterdi oraya oturdum ve bu gün de gideceğim” dedim ve okula gittim. Öğretmen yaramazlık yapmadığımı görünce çocuk heves etti ne olacak otursun, aksilik yaparsa evi yakın gönderirim şeklinde düşünmüş olacak ki bana bir şey demedi. Böylece her gün okula gidip gelmeye başladım… Ve karne tatili gelince ben hariç herkese karne verilmiş tabii olarak. Bana karne verilmeyince ağlamaya başladım. Kazım Öğretmen “neden ağlıyorsun, sen kayıtlı değilsin” deyince ben de “kaydet o zaman, sen öğretmen değil misin? ” dedim çok güldü ve bana “Eğer ismini şu kâğıda yazarsan seni kaydedeceğim” dedi, çok sevindim ismimi yazdım ve alfabeyi ezberden okudum. Birkaç sınıf bir arada aynı ortamda ders yaptığından ikinci sınıfın konularını da dinlemiş ve şiirlerini ezberlemiştim. Bunları da anlatmaya başlayınca merak etti ve bana bir toplama işlemi sordu. Ben de hemen o toplamayı yaptım ona dedim ki “ben çarpım tablosunu biliyorum” ve ezberden okudum. Defterimizin arkasında yazılı olduğu için bir kaç kerre okumuş ve ezberlemiştim Bunların hepsi birinci dönemde olmuştu yani ilk karne tatiline kadar. Böylece ilkokula 5 yaşında başladım ve 10 yaşında bitirdim ancak diploma merasiminde sorun çıktı; yaşım tutmuyor diye öğretmen bana beklemen lazım, 12 yaşında olduğun zaman gelirsin diplomanı alırsın demişti. Halbuki ilkokulu birinci bitirmiştim ve o zamanlar pekiyi ile diploma almak herkesin karı değildi. Sınıfımızda iki kişi pekiyi ile geçtik; biri bendim diğeri ise Ahmet Ağrali, onun da kafası matematikte süperdi. İstemeyerek de olsa öğretmen diplomamı vermek mecburiyetinde kaldı. Babam beni ortaokula yazmadı çünkü küçüktüm ve yollar uzun demiş bu işten çekinmiş. O zamanlar herkes okumanın ne olduğunu bilmiyordu. Beni hafızlığa verdiler. Hafızlık yaparken okumaktan çok kaçardım bunun sebebi ise gözlerim yakını görmüyordu ve bunu ben dahi anlayamadım. Hocam anlayamadı, biraz okurdum kafam karışırdı sağa sola bakmaya başlardım. Benim için bu çocuk haylaz tembel okumak istemiyor elinden geldiği kadar bu işten kaytarmaya bakıyor derlerdi, ama bir kere karar verildi Mikdat Hafız olacak… Her akşam ders vermeye giderdim, ben okurdum hoca düzeltirdi ben okurdum hoca düzeltirdi derken ağzından kaptıklarımla hafız oldum. O da ben sanki kör okutuyorum diye yakınırdı. Hafızlık bitti, arapça öğrenmek için Çaykara Kur’an kursuna yazıldım, orada da aynı sorun ancak işi çaktırmadım hocamı dikkatli dinlerdim ve verdiği dersi o anda öğrenmiş oluyordum. Üç sene devam ettim ve askerlik vakti geldi askere gittim, 1976’nın Şubatında askerliğim bitti ve mart ayında babamın isteği ile Hollanda’ya geldim. Burada Rahmetli Ahmet Amcam bana iş bulmak amacıyla bir kaç fabrikaya götürdü ancak “bunun lisanı yok, olsa işe alırdık” dediler. Bu olay bende yabancı dil öğrenme şevkini artırdı. Amcama “onlara söyle eğer lisan öğrenirsem beni işe alacaklarına söz verirler mi? ” dedim. Onlara söylemiş onlar da gülerek tabi dediler. Ben amcama dedim ki “şu kâğıda bu beyefendi ismini, telefonun yazsın ve sana söylediklerini de buraya yazsın ben lisan öğrendiğim zaman onu arayacağım.” O da memnuniyetle dedi ve eğer sen yeteri kadar Hollandaca öğrenirsen ve bizim o anda işçiye ihtiyacımız olursa seni işe alacağız diye yazdı ve beni savdılar. Bu arada gözlük aldım, bana yeni bir dünya açıldı artık… Okumaya doymuyorum, elime ne geçerse okuyordum... Hollandaca öğrenmeye başladım; elime geçirdiğim Hollandaca Türkçe sözlüğü sahife sahife a dan z ye kadar 20 günde ezberledim. Bir nevi hafızlık yaptım, kırk günde Hollandacayı ana dilimden daha zengin bir kelime haznesiyle öğrendim. Artık okuyorum, yazıyorum ve konuşuyorum. Derhal o iş yerine gittim o Hollandalıyı buldum ve Hollandaca öğrendiğimi söyledim ve bana yazmış olduğu kâğıdı verdim. Adam inanamadı bu imkânsız demişti. Olamaz geçen buradaydın tek kelime bilmiyordun şimdi ise her şeye cevap verebilen konuşan birisin nasıl oldu? Ben de ona hafızlığı anlattım, nasıl hafız olunur ve nasıl ezberlediğimi, yine inanmadı. Ben ona şuradan yazmış olduğun bir yazı, bir bildiri bana verir misin dedim. Ne yapacaksın dedi. Sen ver dedim, o da verdi elime aldım şöyle iki kere okudum bir de göz geçirdim ona verdim ve dedim ki o verdiğin kâğıdı istersen yırt at ben onu ezberledim, hadi söyle bakalım dedi ben de ona onu okuyunca beni tebrik ederek işe aldı. Bana tahsilin ne dediler ben de utancımdan ortaokul mezunu dedim, ilkokul diyemedim. O halde sen liseye kaydol gece okulu üç yılda bitirirsin. Kayıt oldum bir ay sonra bana sen yanlış sınıfa kaydoldun, ikinci sınıftan başla dediler. İkinci sınıfa taşındım, iki ay sonra bana sen bu sınıfta her şeyi biliyorsun sen son sınıfa devam et dediler. Hülasa bir senede liseyi bitirdim. Bu arada İngilizceyi de öğrendim. Artık insanlara fahri tercümanlık yapıyordum ve ara sıra da masraflarımı çıkarıyordum. Böylece Hollanda’da hem çalışıyor hem de birçok alanda sosyal faaliyetlere katılıyordum. 1991 yılında üniversiteye kaydoldum. Sıhhatim elvermediği için bitirmeye bir yıl kala bırakmak zorunda kaldım. 1977 yılında evlendim. Üçü kız, ikisi erkek beş çocuk sahibiyim. Çocukların hepsi Hollanda’da doğdu. Şiir yazmak benim hobilerim arasında, küçük yaştan beri yazıyorum Türkiye de beni tanıyan çok şair arkadaşlarım var devamlı yazışırız Mikdat BAL 20 Mart 2005 Hollanda Nasipse bir kefen almaya geldim Dokuzyüz elli dört şubat ayında Trabzon Çaykara da dünyaya geldim Dünya ya göz açar açmaz ağladım Çünkü muvakketen kalmaya geldim Ben ağlardım diğerleri gülerdi Herkes bana uzun ömür dilerdi Gelen gider bu ne biçim bir yerdi Düşünce efkara dalmaya geldim Fikrim zikrim ile hep düşüncedir Hayat ne zevk sefa, ne eğlencedir Dünya ya gelmenin sebebi nedir? Bu soruya cevap bulmaya geldim İyiyi kötüyü elekte süzdüm Nefsimi zorladım arada üzdüm Yaşadıkça bazı şeyleri çözdüm Herkese faydalı olmaya geldim Fanidir bu alem fani bu diyar Görmedim kimseyi gençliğe doyar Daha dün goncaydım bu gün ihtiyar Önce açıp sonra solmaya geldim Allaha ibadet ettikten sonra Sayılı nefesler bittikten sonra Mikdat der bu ömür geçtikten sonra Nasipse bir kefen almaya geldim Mikdat Bal Başladı! Dünyaya geldiğim anda ağladım İlk sütümü içtim ölüm başladı “Her can ölüm tadar” duydum çağladım Eve hüzün saçtım yolum başladı Bana sorulsaydı asla gelmezdim Hayatı tatmazdım ve de ölmezdim Ayakta durmayı bile bilmezdim Öğrenmeye aç’tım ilim başladı Köyümüz gözümde dünya gibiydi İlkokul çağlarım hülya gibiydi Çocukluk yıllarım rüya gibiydi Gonca idim açtım gülüm başladı Yaşım onsekizi aşmıştı artık Bir sevda içime düşmüştü artık Gönlüm bu dünyaya şaşmıştı artık Gaf dağını geçtim çölüm başladı Özendim ellere zarar eyledim Terk-i diyâr edip firar eyledim Başka bir vatanda karar eyledim Gurbet ele göçtüm zulüm başladı Gurbeti yurt ettim acep ne buldum Yıllarca hasretle figanla doldum Almancı, yabancı gurbetçi oldum Yanlış bir rol seçtim filim başladı Nefis gözümüzü çekip boyadı Yaşım altmışlara geldi dayadı Oyun eğlenceymiş dünya hayatı Dümbelekten kaçtım tulum başladı Hayat gerçeğimdir yazarım hazır Gönlüm dop doludur pazarım hazır Siparişi verdim mezarım hazır Artık kefen biçtim salım başladı Mikdat Bal

Kayda deger eserlerim yoktur

  • Ancak Ozan Mikdati'nin buralardan gelip geçtiği farkedilmemiş değildir, tanıyanlar tanımış, tanımayanlara da
  • tarih şahitlik edecek.

Mikdat Bal şiirleri

Arama yardımı

Ne olur gülümse, ağlatma beni Gülmüyorsan bari acı söyleme Terkedip giderek dağlatma beni Kalmıyorsan bari acı söyleme…

Tatmıyor insanlık rahat bir ölüm Aç susuz kalıp da ölmek ne acı! Bir yanda refah var, bir yanda zulüm Bu dertli dünyada gülmek ne acı!…

Yiyecek-içecek, giyeceklerin Temininde olur, aşını bilir Devamlı düşünür diyeceklerin Anasını bilir, eşini bilir…

Bitti bende hevesler Bir mekan beni sesler Değişecek adresler Affet Allahım affet…

On uncuyu kenara çek onuncuyu tokatla Tok at'la gitsin evine devam etsin inatla İn atla de, şu bahçeye sabanı tak sür at'la Süratla iş eylesin ki akıllansın serseri…

Sahura kalkmışım sofra başında Ah anam vah anam deyip ağladım Ne suyunda tat var ne de aşında Yutkuna yutkuna yeyip ağladım…

Gözler kamaştıran renge büründün Çoğunu kör eden süsün değil mi? Bazı insanlara cazip göründün Afağı dolduran sisin değil mi?…

Bahsedilmez artık yurttan yuvadan Ah şu yeni nesil, eyvah ki eyvah! Sanki bir uzaylı inmiş havadan Ah şu yeni nesil, eyvah ki eyvah!…

Alnımın teriyle gözüm yaşıyla Yaşarım gurbette, ah vatanım, ah! Bayrağı,toprağı kumu taşıyla…

Aklını cebinde taşıyan ahmak Cebinde hayır yok delinir birgün Hayal aleminde yaşıyan ahmak Tipinde hayır yok, gülünür bir gün…

15 / 286 gösteriliyor

Sana daha iyi bir okuma deneyimi sunabilmek için sitemizde çerez kullanıyoruz. Kişisel verilerin KVKK ve GDPR kapsamında işlenir; hangi çerezlere izin verdiğini dilediğin zaman değiştirebilirsin.