Her baktığımda, ilk defa görüyormuşum gibi... Ama; kendimden bile önce tanıdığım... Her saniye yeniden doğmak gibi... Ama, asırlardır süren...…
21 Aralık 1967 Sakarya doğumlu. Babası Manisa/ Akhisarlı. 9 yaşındayken ailesiyle birlikte İstanbul’a taşındı. Adapazarı’nda Donatım İlkokulunda başlayan eğitim macerası, İstanbul’da Münevver Şefik Fergar ve Faik Reşit Unat İlkokulu, İnönü Ortaokulu, Haydarpaşa E.M.Lisesinde devam etti. Önce İ.Ü. İktisat Fakültesi Ekonometri Bölümünün 2. sınıfından, sonra da A.Ö.F. İktisat Fakültesi’nin yine 2. sınıfından ayrıldı. Türkiye Gazetesi’nde başlayan meslek hayatı, muhabirlik, redaktörlük, kültür sanat yönetmenliği, köşe yazarlığı, haber müdürlüğü görevleriyle 17 yıl sürdü. Bir ara TGRT haber dairesinde çalıştı. İstanbul’un ilk ciddi yerel kanalı İstanbul TV’nin kuruluşunda görev aldı. Yazıları başta Zafer olmak üzere, Ufuk Çizgisi, Kardelen, Türk Edebiyatı, Yemek Zevki dergilerinde yayınlandı. Çeşitli reklam ajansları için metin yazarlığı da yapan Başaran, bir çok belgesel ve tanıtım filminin de senaryosunu kaleme aldı.
- Murat Başaran’ın yayınlanmış kitapları şunlar: Sevmek Ölmekle Başlar-1 (17. Baskı) , Sevmek Ölmekle Başlar-2 (7.Baskı) , Kalbim Nerde Sanıyorsun (3. Baskı) , Yangının Adı Leyla (3. Baskı) Aşk Belki- roman (3. Baskı) , Zamansız (3. Baskı) Tezgahın Üstünde İstanbul, Doğudan Geldiler
Murat Başaran şiirleri
Ya herşey aşktır,ya hiçbirşey... Ya da herşey aşktandır... *** Ya aşk nedir?…
O gün ben bahara şahit oldum... Bir iğde ağacının altında... Belki ikindi vakti... Belki akşama doğru...…
Biliyorum… Yüzlerce kez böyle başladım anlatmaya… "Geceydi… Ve yağmur yağıyordu…"…
Bir okyanusa düşer gibi düşmek ölüme; yüzme bilmeden... Bir kabusun ortasında uyanmayı aramak acizce...…
Bir kuş konuyordu en ince dalına ağacın; Uykular bölünüyordu, rüyalar bölünüyordu... Ve hatta hayatlar... Bir kuş konuyordu en olmaz vakitte, vakitsizce...…
Şehir, başına yıkılmıştı... İnadına hava soğuktu... İnadına suratı asıktı bütün insanların... Bu yağmuru tanımıyordu; hayret...…
Hava serin... Ve sessiz, sakin... Bir ihtiyar camiden çıkıyor elinde baston... İstanbul saçlarını tarıyor herkes uyurken, yeni bir gün için...…
Ha sonbahar gelmiş; Sarısını hüznümden, serinliğini yüreğimden damıtıp... Ha gündüze küsmüşüm... Boynumun büküklüğüne bahanem çok!…
Ağlamak... Aşk gibi.... İçimizden birşey... Taklidi en ağır sahtekârlık ki;…
Güneş gözünüzü ve gönlünüzü okşar... Bahardır... Mevsimlerin sabahıdır. Sonbahar ki, ikindi; yaz, öğle sıcağıdır...…
ne verdin aşka? ne verdin ki sen? ıslanan bir mendilden başka bir anlık meşke harcadın beni…
Vakti vardır... Ve can çeker. Ama berrak ve demli bir çaydan daha iyi olan şey, o çaya sohbet katan, lezzet katan dostlardır. Çay da, dost da, teselli makamında bir talihtir.…
Her an "ölecekmişim" gibi içimde titreyip duran korkudan... Ve her an yeni bir hayata "doğacakmışım" gibi içimde çarpıp duran heyecandan habersiz... Ve sevdiğimi zannedip... Sevgiy…
ancak o zaman anlayacaksın beklendiğini... ve ancak o zaman anlayacaksın geciktiğini... geldiğin gün...…
15 / 35 gösteriliyor