İstanbul'a Dair
P
0
Altın Yaprak
Ne zaman İstanbul şiiri yazsam
Dil susar kelamlar aciz methinde
Bulamam eşini dünyayı gezsem
Resul'ün muştusu saklı fethinde
Çağ açıp kapandı onun yüzünden
Ağlatmayın sakın siz İstanbulu
Dinleyiniz Orhan Veli sözünden
"Yedi Tepe"sinde heyecan dolu
Ruhani havası göreni sarar
Eyüp'un şuheda sahabeleri
Fetihten bu yana hep aynı karar
Semaya kapıdır minareleri
İstanbul mukimi-hizmet talibi
Hadisten güç alsın müjdeli sesle
İstanbul aşığı üzmez Habibi
Davranır Ensar'ca aynı hevesle
Olmalı her anı bir Lale Devri
İsteyene sarı isteyene ak
Dolmalı dört yanı erguvan, servi
Fatiha'larla yıkanmış toprak
Onu gördüğümde on dörttü yaşım
Sardı kollarıyla koynuna aldı
Tekrar gel dedi bulutta başım
Sevdasını kardı özüme saldı
Her nereye gitsem onu ararım
Boğaz'ını görsem orda kalırım
Gözlerimle sever aşkla sararım
Yer beğen deseler onu alırım
Dalgası coşarsa seversin özden
Sarayı yalıyı yakından görsen
Yanarsın yürekten alevden közden
Unutamazsın uzağa da gitsen
En güzel duygular onda denk olur
Aşk sunar insana almasan olmaz
Boğaz akşamları bin bir renk olur
Cana can katar ahhh almasan olmaz
II. Bölüm (Avrupa Yakasi Yerleşim Yerlerine Dair)
Çırpınmasın "Boğaz" S.O.S diye
Gökyüzü görünmez oldu betondan
Fetihin ruhuna layık hediye
Olmalı her yanı GÜL'lük gülistan
Tarihte kalmasın yitik efsane
Ayağa kalkmalı "Nedim Divanı"
"Sâdâbâd" olmalı şu "Kağıthane"
Dünyada emsalsiz lale soğanı
Masmavi kubbede uyur çiniler
Avlusunda herdem şadırvan sesi
İnsan hayalini zorlar desenler
"Sultanahmet" sanki cennet köşesi
Sağında Boğaz var Haliç solunda
Çıksan "Galata"ya "Eminönü"nden
Bir insan mevsimi Köprü Yolunda
Tramvay çalışır iki yönünden
'Galata'nın başı göğe uzanır
'Kız Kulesi' durur deniz içinde
'Çemberlitaş'ını gören özenir
Emsali bulunmaz Yesrib'de Çin'de
En güzel mabedi orada Din'in
Ayrı bir heyecan verir faniye
Yegâne adresi mütedeinin
Bayram sabahında "Süleymaniye"
"Ahırkapısı"nda atlar var imiş
"Kumkapı"da zevki sefa sürenler
"Silivri Kapı"da çerağ yanarmış
"Langa Kapısı"nda canlar yarenler
Salınıp gezermiş "Yenikapılı"
"Samatya", "Topkapı" hoşmuş ezelden
"Narlıkapı" bir de "Eğrikapılı"
Takarmış başına fıstık gazeli
"Yedikule" dersen zindanin hasi
"Balatlı Mişonu" yoktur duymayan
"Edirne Kapısı" şehit yuvası
"Cibali"de var mı asra uymayan?
"Ayvansaray" yunus kokar havası
"Ayazmakapısı" güzel mi güzel
"Davutpaşa" ilim irfan yuvası
"Odunkapısı"ysa yoksulmuş ezel
"Fener Rum Patriği" ekümenik mi?
Ruhban okuluyla sabrımı sınar
"Ayakapısı"! ! ! bilmem tükenik mi
Yalnızca cönklerde destanlar anar
"Alibey Köyü"nde bostan olurmuş
Piknikler olurmuş hep ârifane
"Silahtar Çeşmesi" güzel dolarmış
Hepsi de birbirinden zarifâne
"Sütlüce'yi" geç çık "Okmeydanı'na"
Havuzlar varmış bütün her yerde
Şimdi hiç imkan yok yapılmasına
Ok-Cirit atarmış mîrânlar orda
"Yenicami" Mimar Sinan eseri
"Unkapanı" sessiz sedasız durur
"Sütlüce"de şimdi gör şaheseri
"Minyatürk" Haliç'te bir eşsiz gurur
III.Bölüm (Anadolu Yakası yerleşim yerlerine dair)
Marmara göğsüne uzanmış yatmış
"Heybeli", "Sedefi", "Büyükadası"
Yeşili özemiş donuna katmış
Bir nefes ömürdür, alır kadası
"Çamlıca" en güzel yerde hoş tepe
Sayfalara sığmaz, almaz kitaplar
Yaşanır meşklerde en son mertebe
Fasıllar faslıdır orda mehtaplar
Asude günlerde bak sahillerde
Oynaşır martılar kuytu sularda
Allah dostlarından farklı bir yerde
"Hüdai"ye selam ver "Üsküdar'da"
Kahkaha tufanı "Göksu'da" çınlar
Akseder söylenen şarkıyı dağlar
"Kalamış'ta" insan huzuru anlar
Rakseder sevinçler yürekten çağlar
"Moda" "Kadıköy'ün" en güzel yeri
"Papazın Çayırı"" Fener'de" şimdi
"Aydos" İstanbul'un yeşil ciğeri
"Evliya Çelebi", "Hezarfen" kim di?
"Yakacık", "Kartal"ın Şahin yuvası
"Aydos Eteği de" benzer balkona
Her üçünün birden benzer havası
"Soğanlık", "Ortadağ" ve "Samandıra"
"Sultanbeyli", "Yenidoğan" yanyana
Doksanlı yıllarda köydü ikisi
"Şeyhli", "Kurtköy" şimdi hasret ormana
Dağlarında vardı tavşan tilkisi
"Aydınlı", "Orhanlı" "Tuzla"nın gülü
"Organize Deri Sanayi" orda
"İçmeler önü", "Kamil Abduş Gölü"
Çekilmiş suları durduğu yerde
"Başıbüyük" derler üç asırlık yer
"Küçükyalı yaylasıymış" bir zaman
"Beykoz'un Köyleri" tam fasıllık yer
Yaz bahar ayında gidip gör hemen
"Dudulu", "Alemdağ", "Çekmeköy", "Şile"
Otuz yıl önceden bilirdim sizi
"Ömerli Barajı" dolunca hele
Güldürür bahçede güllerimizi
"Ümraniye" farklı kültür beşiği
Yerel yönetimi öncü şiire
Mesire yerinde gezer aşığı
"Sancaktepe" ilham verir şâire
IV. Bölüm (İstanbul'un İz Bırakan Ünlü Şâirlerine Dair
(Osmanlı Dönemi Şairleri Alfabetik Sırayla Verilmiştir)
Babası Sadrazam meşhur İsmet Bey
Mevleviyetlerde görev almıştı
Şeyhülislam "Ahmed Ârif Hikmet Bey"
Üç dilde şiirlerle nam salmıştı
"Ahmed Fasih Dede" biraz hercai
İstanbul'lu, cezbe sahibi şâir
Hüsn-i hattı meşhur, pek lâubâli
Kararsız kalırdı, geziye dâir
"Ahmed Neylî" âlim şairlerdendir
Sanatlı sözlere meyli ziyade
Tabiatı nazik, mahirlerdendir
O'nu Anlamakta kaldık piyade
Bir münşî şairdir ki "Âkif Paşa"
Osmanlı dilinde letafet ası
Reisü'l-küttab olmuştu başa
"Tabsıra ve Adem" kaside hası
Divanlı şâirdir zâde "Atâyî"
Yahya Efendi'nin hatırasıdır
İlim tahsilinde geçer atayı
"Hamse-î Atâyî" mecmuasıdır
Maarif ehlinden "Âtıf Mustafa"
"Şıkk-ı evvel defterdarı" üç defa
Takdire şayandır ünü etrafa
Kütüphanesiyle mağrur Şeyh Vefa
Sadedin Efendi müderris yapar
"Azmizâde Mustafa Hâletî"yi
Şerhini okuyan herkes feyz kapar
Üç-dört bin kitaplı ilim fatihi
Fatih Camii müezzini zade
Sultan-üs Şuara olmuştu "Baki"
"Sünbül Kasidesi" ondan irade
Dem-be-dem'e ilham "Nef'i"den Saki
Şehit şâirlerden, "Beylikçi İzzet"
Hoca Nusret-Neşet onun hocası
Çok kısa zamanda bulurdu şöhret
Genç yaşta ölmeseydi kısacası
Gayetten sevimli zarif zat "Cevrî"
Çelebi unvanı verilmiş ona
Hat ile yazmıştı Mesnevi Şerhi
Kendi âleminde oldukça ranâ
"Çelebizade İsmail" mahlas "Âsım"
Şeyhülislam olmuş öldüğü sene
Matbu divanını okudu şahsım
Bütün şiirleri pek zarifane
Arnavut "Enderunî Vâsıf Osman"
Bilgisiz edebi esere dair
Onu akranından çok farklı kılan
Şuh yaradılışın mahsülü şiir
'Avnî' mahlasıyla 'Fatih Sultan Han'
Şiirce fethetti İstanbul'umu
Titredi önünde koskoca cihan
Yirmi bir yaşında dünyâdan ulu
Rumeli Hisarı sahilhanesi
Mekanı olmuştu çekmedi zahmet
Caizeler aldı hep kasidesi
Saraya yazardı hep "Fennî Mehmed"
"Gavsî Ahmed Dede" mesnevihandır
Dergahta gömülü, onun atası
Muhammediyeli Ahmed-i Bicandır
Mevlevilik yoludur ihatası
Sözleri gerçekten âşıkanedir
"İbnü'n Neccar Şeyh Rıza"'nın Divan'da
Şeyhler içinde en şâiranedir
Durdukça duracak iki cihanda
"Hilye-i Şerîfe" takdise mazhar
Süleyman Çelebi Mevlidi gibi
Adına yapıldı bir kutlu mezar
Edirnekapı'da "Mehmet" "Hakanî"
Sadaretten Abbas Efendi oğlu
Uzun dille namlı "Haşmet Efendi"
Divanlı şiirde kötü söz dolu
Sürgünler nedeni latifedendi
Osmanlı Şairi "Hatif Efendi"
Sahaflar içinde küçük dükkanlı
Sırtında zenbille hayatı yendi
Şeyh Vefa'da aldı ilmi irfanı
"Hızır Ağa-zâde Said Bey" Şâir
Eserler üretti aşk bahçesinde
Yirmiye yakındı besteli şiir
Otuz sahifelik, divançesinde
Şâir "Hoca Fehim" İsmi Süleyman
Âlimler âlimi, Fars muallimi
Mürettep Divançe'siymiş basılan
Tercümeler yapmış, Farsça âlimi
Sürgün Refi'â'nın "Hoca Neşet"'i
Mesnevî-hânlık'la şöhret bulmuştu
"Faris-i muallim" esas mesleği
Mahlasnâme-icâzetler vermişti
Mevlevi dergâhtan zat "Hûlus Dede"
Âşıkâne şâir divançesi var
Şeyh Gâlib devrinde aşçı orada
Bin sekiz yüz beş'te vuslatı tadar
Şeyhülislam "İshak Efendi" ârif
Üstattır şiirde türü gazeldir
Tercüme eseri "Şifâ-yi Şerif"
Yazdığı beyitler darbımeseldir
"İzzet Molla" nın dört tane eseri
"Gülşen-i Âşk" ve "Bahar-ı Efkâr"
Az bulunur türden onun her biri
"Mihnet-i Keşan" ve "Hazânı-ı Âsâr"
Şâir "Kethüdâzâde Mehmed Ârif"
Nail oldukları tabii geldi
Divançesi vasat, fıkrası zarif
Her dem kanaatkâr, mütevaziydi
"Mehmet Esrar Dede" gönül erbabı
Mevlevihane'de hücrenişin'di
Şeyh Galib tazimle yapmış habibi
Kim bilir ne latif ne nazenindi
"Meşalecizâde Müderris Es'ad"
İstanbul'da ünlü şairlerdendir
Hicri bin iki yüz sekizde vefat
Etse de bekâsı şiirlerdendir
"Nâilî-i Kadîm" külfetli söyler
Gazellerinde hep taze tabir var
Hususiyle yeni yeni zeminler
İnsanı cezb eder o tasavvurlar
Lale Devri dense anılır "Nedim"
Taklidi olmayan şuh bir şâirdi
Divanı meşhurdur mesleği hakim
Aruzda ustaydı şiirde pir'di
"Şecaat arz ederken merd-i Kıpti
Sirkatin söylermiş" farkı olmadan
"Ragıp Mehmed Paşa" nın meşhur zaptı
Divanına eş yok hiç bunca zaman
"Süleyman Çelebi" denince akla
Hilye-i Hakânî gibi mukaddes
Mevlid-i Şerifi gelir mutlaka
Kandillerde zevkle dinliyor herkes
"Süleyman Nahîfî" hattat ve memur
Mesnevi tercümesini nakletti
Tabiat yönünden bir haklı gurur
Şâirlik yönünden paye hak etti
Meliketü'ş-şâirât, "Şâir Fıtnat"
Şeyhülislam Es'ad Efendi kızı
Hanımlar içinde nadir belâgat
Edebi sanatta, kusursuz sözü
"Şeyh Mehmed Es'ad Gâlib", "Hüsn-ü Âşk'la"
Mesnevi tarzında nam saldı önce
Gönlünü pişirdi ilahi meşkle
Şâirler fevkalâde insan O'nca
Şeyhülislam Şâir "Yahyâ Efendi"
Nadiren yetişir onun gibisi
Ebussuud, İbn Kemal olmaz dengi
Bambaşkaydı şâirlik mertebesi
Sultanlar içinde en büyük şair
Kim dense akla ilk gelen "Yavuz" Han
En güzel söz onda şiire dair
Diz çöktü önünde titredi cihan
V. Bölüm İstanbul'un Manevi Bekçileri
(İstanbul'da Medfûn Bulunan Sahabeler ve Veliler Alfabetik Sırayla Verilmiştir)
Kardılar toprağı öz kanlarıyla
Mukaddeslik var her bir zerresinde
Şehitler ölmezmiş ruh canlarıyla
Yoldaştır mümine seccadesinde
"Abdullah İbn Hişâm" Karagümrük'te
Ashab-ı Kiramdan ne güzel asker
Kabristanı şimdi Salmatomruk'ta
Bekliyor bizleri mahşere kadar
Ebû Eyyûb-Ensârî'yle beraber
"Abdullâhü'l-Hudrî" görev başında
Ashab-ı Kirâmdan şimdi berhudar
Dimdik durur "Eğri Kapı" dışında
"Abdurrahmân Bin Âmir" kardeşiyle
Ashab-ı Kirâmdan Eğrikapı'da
Halveti Sünbüliyye tekkesiyle
Câbir bin Semûre Ayvansaray'da
'Ebû Eyyûb Ensârî' bayraktarı
'Abdu'r-Rahmân Şâmî' Sultanahmed'de
"Abdullah İbn Âmir" din hizmetkarı
Bizler için katlandılar zahmete
"Abdu'r-Raûf Samedânî" şeyh oğlu
"Zindânî Hazretin" ecdâdındandır
Zindankapısı'nda Canbazhan yolu
Kabri Eminönü tarafındadır
"Yalancı dünyaya aldanma yâ hû
Bu dernek dağılır, devrân mı kalır
İki kapılı bir viranedir bu
Elbet gelen geçer insan mı kalır"
Demişti üstad "Aziz Mahmud Hüdai"
Eskişehirliydi velakin, ismi
"Mahmûd İbn Fazlullah el-Üsküdâri"
Medfundur bağrında o kudsi cismi
Ebû Eyyûb Ensârî nin sakası
"Ca'fer-i Ensârî" Ashab-ı Kiram
İstanbul'un gözü pek şahikası
"Kutsanmış şehirde" giyinmiş ihram
"Harun Reşid Devri" fethin sırdaşı
"Ca'ferü'l-Ensârî" tatmış şerbeti
"Edhem Baba" Akşemseddin pirdaşı
Vatan edindiler onlar gurbeti
"Abdullâhü'l-Ensârî" nin hanımı
"Dâya Hâtun" tutsak olmuş burada
Hadisi Şeriften alıp tanımı
Karı koca şehît olmuş burada
Sağken Fatih Sultan Hanı reddeder
"Ebû'l Vefâ" mana kaygusundadır
Türbesi adıyla şereflenen yer
"Şeyh Vefa Câmii" avlusundadır
Ashab-ı Kiramın başka neferi
Lonca Caddesinde, Ayvansaray'da
Muhafızdır "Ebû Zerri'l-Gıffârî"
Bir de makamı var Adıyaman'da
Hakkında Resulden tescilli söz var
Mekke'den sel oldu sesi duyanlar
Ashablar başında "Eyyub el-Ensar"
Sur'larda sahabe kükremesi var
Ehlibeytten İmam Hüseyin kızı
İki kardeştir Fâtıma-Sâkine
Sünbül Efendi'de bekler niyazı
Demir parmaklıkla çevrili yerde
Eğrikapı suru bitişiğinde
Ashab-ı Kiramdan duruyor "Hâfir"
Tabiinden "Şa'be" sur eşiğinde
Vurdukça Bizansı eylemiş kahir
"Hamdullahü'l-Ensârî" yanında da
"Ebû Şeybeti'l-Hudri" aynı yerde
"Ahmedü'l-Ensârî" "Toklu Dede"de
Mezar taşı "Fatih Devri"nden kalma
Hasan ve Hüseyin iki kardeştir
Ebû Eyyûb Ensârî'yle gelmişler
Karagümrüğünde batmaz güneştir
Şehadet şerbetin içip gülmüşler
Haliç Köprüsünün ayağında "Kâ'b"
Ayvansaray suru dışında hemen
Üzme! dökülmesin, gözlerinden âb
Üzülürse ahı pek olur yaman
Horasandan gelmiş "Karacaahmed"
Hem Velidir hem de ünlü hekimdir
Moğollar elinden çok çekmiş zahmet
Şimdi Üsküdar'da medfûn mukimdir
"Gir Semâa zikr ile gel yana yana Hû deyû
İr Safâ-i aşk-ı Hakk'a yana yana Hû deyû
Zât-ı Hakk'ı buldular buluştular bir Hû ile
Dost göründü her taraftan yana yana Hû deyû"
"Merkez Efendi'yse" hem tıpta üstat
Hem de kerameti malum velidir
"Sünbül Efendi'ye" varisli damad
Nam da "Ebû Tâkî" künyelidir
"Muhammedü'l-Ensârî" türbe içinde
Ashab-ı Kiram'dır Ayvansaray'dan
"Ebû'd-Derdâ el-Ensârî" için de
Karacaahmed'de makam-ı ruydan
Böyle demiş ona "Niyazi Mısrî"
İlim irfan ehli ismi "Muhammed"
Seccadenişin "Nureddin Cerrâhî"
Dergahta ömrünce eyledi sohbet
"Ramazan Efendi", Mahlası "Mahfî"
Tasavvuf eridir, çok ünlü beyti
"Tasavvuf kimse gönlün yıkmamaktır
Haram ve nehî olana bakmamaktır"
Ashab-ı Kirâmdan "Saîdi'l-Hudrî"
Babası meşhur zat Mâlik İbn Sinân
Edirnekapı'da Vaiz Sokak'ta
İstanbul'u bekler orada her an
Hazreti Hüseyin soyundan nesli
"Seyyid Nizam" derler onun ismine
Merkez Efendiyle verildi ismi
"Silivrikapı'nın" batı kısmına
"Süfyân İbn Uveyne" Karaköy'dedir
Kemankeş'de mevcut cami içinde
"Vehb İbn-i Huşeyre" ve "Amr İbnü'l-Âs"
Allahın rahmeti olsun üçünde
Mürşîdi, "Çelebi Halife" onun
Velilerin Piri "Sünbül Efendi"
Adı "Yusuf Sünbül", lakab, "Zeynü'd-Din"
Nefsini çileyle yenmişti kendi
"İlim ise maksâd eğer ârif-i nefs ol Gâlib
Kendini bilmeyen adam gibi nâdân olmaz
Dermiş hakîm bilmediğim nesne kalmadı
Dünyâyı bildi bîçâre kendini bilmedi". Şeyh Galib
"Mevlevi Şeyhidir Mahlası Es'ad
Babasından sonra hocası Neşet
Adı "Şeyh Galib Dede" şiirde üstad
Türbesi Tünel'de Ruhu olsun şad
"Telli Baba" derler, adı "Abdullah"
Sarığına gelin teli takarmış
Sarıyer'de kendi, Beykoz'da Yuşa
Boğazda bekçilik işi yaparmış
Sultan Süleyman'ın öz süt kardeşi
Müderris yapılır "Sahnı Semanda"
Beşiktaş'a gider "Yahya Efendi"
Yerleşir korkmadan Issız mekanda
Makamı mevcuttur dört ayrı yerde
Beykoz şehâdete kavuştuğu yer
Antep Halep Nablus bundan maade
Beykoz'da medfûndur "Yuşa Peygamber"
İstanbul'u yazmak bir başka hazdı
Tarihe not düşmek ensarcasına
Delibal Periyle bu kadar yazdı
İstanbul'da masal yaşarcasına
Bu şiiri puanla
Henüz puan verilmemiş