Garip

S Sedat Büyük
0 Altın Yaprak
Yağmurlu bir akşamda beklerken bir durakta, İş yorgunu insanlar koşuşurken sokakta Bakışlarım savruldu bu insan yığınına, Ve bir adam takıldı gözlerimin ağına... Dermansızdı, yağmurdan kaçan bir hali vardı, Usulca yürüyordu, küçüktü adımları. Tepeden tırnağa dek bulanmıştı çamura, Kim bilir, hangi vakit yakalandı yağmura? Bir şey vardı halinde öyle tuhaf ve garip; Hayatından vazgeçmiş, yaşamaktan mustarip... Yorgun ayaklarında ucu patlak pabuçlar, Sırtında rengi solmuş tek kollu bir ceket var... Islanmış giysileri yırtık, sökük, yamalı, Saçlarına karışmış uzun kirli sakalı Tanımlıyordu sanki " garipkelimesini, Sefil demek yetmezdi tarife böylesini... Ağır ağır yaklaştı, baktı kalabalığa, Utangaç bakışları saklandı karanlığa. Zihnimi meşgul eden binlerce soru vardı, Çukurlaşmış gözleri " Sorma!diye yalvardı. Bir dilenci olsaydı böyle mahzun olmazdı, Uzaklara bakarken gözbebeği dolmazdı... Belli ki, yüreğinde hala yanan bir kor var, Alnına satır satır hüzün kazımış yıllar. Islak gözbebeğinde kara bir aşk lekesi, Titrek dudaklarında bir sevda hikâyesi... Acıtıyor gibiydi kalbindeki yaralar, İçinde hatıralar, bir kadından yadigâr... Onun derdi yanında yalandı benim derdim, Anlatsaydı şüphesiz saatlerce dinlerdim… Yeri yurdu belli ki yakınlarda bir parktı, Yatak diye her gece uzandığı bir banktı. Belki sokak sofrası ve de çöpler aşıydı, Harabeler yuvası, yollar arkadaşıydı... Her şeyinden vazgeçip dolaşmış diyar diyar, Yüreğindeki merhum duygularla bahtiyar... Bana birden kendimi hatırlattı bu hali, " Bu olsa gerekdedim " çaresizin ahvali..." Bazen öyle olur ki; dünya gözümde yalan, Bir bir silinir her şey, aşktır elimde kalan… Ceket, çanta, ne varsa fırlatıp bir kenara Onu alıp göçmek var bilinmez diyarlara… Ve taşımak bu yükün kutsal ağırlığını, Her an bir merasimle anarak varlığını Bir ümitle beklemek ibadet edercesine, Ve bırakmak vuslatı hayatın ertesine… Bir yanı insanın hep olmak ister derbeder, Kaldırımlar ve gece, yalnızlık, yol ve keder... Ve yol almak rüzgârın " yürü!dediği yönde, Arkada kızıl güneş, uzar gölgeler önde... Yürümek... Amaçsızca, asırlarca yürümek... Susayınca aşk içip, acıkınca aşk yemek... Güneş doğar, gün başlar; güneş batar, gün biter. Amaçsız yaşayana günleri saymak yeter… Dert değil, nasıl olsa gelip geçiyor vakit, Bir ömür nasıl geçer kalmamışsa hiç ümit? Ben kendimi düşünüp dalmışken uzaklara, O bana yaklaşmıştı, elinde bir sigara... Göstererek cebinde ıslanmış kibritini, Uzattı ateş sorar gibi izmaritini... Neden bilmem sadece dudaklarımı büktüm. Hüsrana uğramış bir şekilde iki büklüm Uzaklaşırken benden son kez ardına baktı. Uzatılan çakmakla sigarasını yaktı, Dumanını keyifle çekti ciğerlerine. Selam vermek istermiş gibi diğerlerine Etrafına bakarken gözü gözüme değdi, Bir nefes daha çekip başını öne eğdi... Ürkek ürkek yaklaştı otobüsün birine, Egzozunda can kattı üşüyen ellerine. Doğruldu ve sırtını verdi sıcak motora, Aldırmıyor gibiydi dumana ve çamura... Ve umursamıyordu ona bakan gözleri, Acıyan ve tiksinen gurur dolu yüzleri... Derin bir nefes çekip, ellerini ovarak Etrafına bakındı ve irkildi tüm durak... Gölgesini de alıp uzaklaştı duraktan, Garip bu ya, zevk alır hayatsız yaşamaktan...

Bu şiire çeviri ekle ·

Bu şiiri puanla

Henüz puan verilmemiş

Yıldıza dokunarak 1–10 arası puan ver

Yorumlar

Yorum yapmak için giriş yapmalısın.

Giriş yap

Bu şiire henüz yorum yapılmamış. İlk sen ol.

Sana daha iyi bir okuma deneyimi sunabilmek için sitemizde çerez kullanıyoruz. Kişisel verilerin KVKK ve GDPR kapsamında işlenir; hangi çerezlere izin verdiğini dilediğin zaman değiştirebilirsin.