Acep ben ne dedim o şivekâra Bugün yine yüz göz eğri, kaş eğri Yıkmış fesi zülfün dökmüş kenara Selvi nâzım zülüf kesmiş baş eğri…
Doğum yılı kimi yerde 1825, kimi yerde de 1820 olarak geçiyor. Ölüm yılı da değişik yerlerde değişik olarak gösterilmektedir. Bir yerde 1882, bir yerde 1899. Tokat'ta doğmuş, Samsun'da ölmüştür. Mezarı Samsun'da Şeyh Kutbeddin Türbesi yakınlarındadır. Güçlüklerle geçen bir yaşamı olduğu şiirlerinden anlaşılıyor. Yaşamıyla ilgili ayrıntılı bilgiler yok. Yaklaşık 1844 yılında Erzurumlu Emrah'ın Tokat'a uğradığı, Tokatlı Nuri'yle karşılaştığı, Tokatlı Nuri'nin Emrah'a bağlanarak ona çırak girdiği belirleniyor. Bundan sonra da usta çırak dolaşmaya başlarlar. Bir aralık Rumeli'ye de yolları düştüğü söyleniyor. Tokatlı Nuri çıraklıktan ustalığa yükselince, yanında yeni çıraklar da yetiştirmiştir. Bunların içinde Ceyhuni, Gayreti başlıcalarıdır. Tokatlı Nuri'de açıkça Erzurumlu Emrah'ın etkileri görülür. Aruz ölçüsüyle yazdığı şiir denemelerinde başarılı olamayan Tokatlı Nuri, geleneksel halk şiiri doğrultusunda içtenlikli şiirleriyle dikkati çekiyor.
Tokatlı Aşık Nuri şiirleri
Ara yeri karlı dağlar alıp da Gayri dost iline varıp gelinmez Yahşi hüner ister rah-ı talepte Beyhude laf menzil alınmaz…
Beni bülbül gibi nalân eyleyen Gerdanında olan benler değil mi Nazarım hüsnüne hayran eyleyen Yanağında açan güller değil mi…
Bize gam yutturdu sahba-yı hicran Bilmem bu ayrılık gider mi böyle Ben mi tedbirimde eyledim noksan Yoksa tecellâ-yı kader mi böyle…
Ey dil iflah olmam ben bu yaradan Hasretle dağlandım aşk ateşine Genç ömrümde verdi bana Yaradan Bir dahi vermesin kullar başına…
Ey felek bir derde düşürdün beni İşim gücüm aldın kar senin olsun Aklım baştan alıp şaşırttın beni Farkettim namusu ar senin olsun…
Hazan ile geçti gülşen-i bostan Eyle dertli bülbül zâr garip garip Haraba yüz tuttu bezm-i gülistan Ağla şimden geru var garip garip…
İnkisar eylemem yazık serine Yatak içre can veresin vay sebep Ağzından burnundan hicran yerine Parça parça kan veresin vay sebep…
Kıymet mi biçilir cevher taşına Kâmilce bir sarraf karışmayınca Kimse üstad olmaz kendi başına Bulup erbabına danışmayınca…
Sun sâki lâlinden teşne dillere Mey veren kandırır mestanesini Al kâseyi lütfen nazik ellere Dolandır muhabbet peymanesini…
Zamâne hûbuna meylini verme Kışın zemheride yaz eder seni Hakikatli sanıp sakın inanma Ganîlik vaktinde hazz eder seni…