A Abdulhak Hamit Tarhan

Abdulhak Hamit Tarhan

22 şiir · 1852 — 1937

0 Altın Yaprak

İstanbul'da doğdu. Babası Müverrih Hayrullah Efendi'dir. Hekimbaşı Abdülhak Molla dedesiydi.Önce Bebek'teki mahalle mektebine, sonra Rumelihisarı rüştiyesine devam etti. Bir yandan da özel ders alıyordu. Ayrıca Rober Kolej'e de gidiyordu.On yaşındayken ağabeyi Nasuhi Bey'le birlikte Paris'e babasının yanına gitti. İstanbul'a dönünce Tercüme Odası'na alındı.Çeşitli elçiliklerde bulundu. TBMM'ye İstanbul milletvekili olarak girdi. Zatürreden öldüğünde Zincirlikuyu Mezarlığı'na 'milli merasim'le gömüldü. Abdülhak Hamit'in sanatı gerek yaşadığı yıllarda, gerekse ölümünden sonra çok tartışıldı. Döneminde eski-yeni tartışması onun yapıtları çerçevesinde gelişti, kendisini tutanlarca şair-i azam olark alkışlandı. Özellikle Muallim Naci ve onu izleyenler dilinin savrukluğunu, tutarsızlığını, imgelerinin alışılmışı kıran sınır tanımazlığını eleştirdiler. Hamit, Tanzimat sonrasında eskinin kalıplarını kırmaya çalışan şiiri, kişisel yaşantısının ürünü yapar ve onu Servet-i Fünun'a bağlamakla kalmaz, Edebiyat-ı Cedide'yi de ardına takarak Yahya Kemal'e kadar getirir. Milli Edebiyatçılar bile Hamit'ten geçerek gelirler.

  • Sahra (1879)

  • Makber (1885)

  • Ölü (1885)

  • Hacle (1886)

  • Bunlar O'dur (1885)

  • Divaneliklerim Yahut Belde (1885)

  • Bir Sefilenin Hasbihali (1886)

  • Baladan Bir Ses (1912)

  • Validem (1913)

  • İlham-ı Vatan (1916)

  • Tayflar Geçidi (1917)

  • Ruhlar (1922)

  • Garam (1923)

Abdulhak Hamit Tarhan şiirleri

Arama yardımı

Merhaba ey harap makbereler, Sâfiline küşâde pencereler! Nezdinizde karârı pek severim. Bence hep şi’rdir bu meşcereler,…

342

Ey beşer çehreli hayvan, heyhat! İlm ü irfan iledir zevk-i hayat Anı hiç kullanamazsan, nadan Neye vermiş sana nutku Yezdan…

319

Sen ki hilkat denilen ummanın En büyük incisisin O, bu ulvi vatanın talihinin En güzel yıldızıdır…

424

Hey Çamlıca mehtâbı ne olmuş sana öyle?.. Küskün duruyorsun. Bir şey kuruyorsun. Seyrinle ıyan et bana, ilhâm ile söyle:…

401

Bir zamanlar Bahri köyünde Ak sakallı yaşlı bir Mehmet dedem vardı.…

428

Yıldızsız bir geceydi Bir dağ çiçeği gibi şimdiden hasretteydim sürgündüm çok uzaklardaydım, Ve gözlerindi sürgün sebebim..…

439

Seneler var ki yazmadım bir şey Bende yok sanma ra'd-ü berk-u sema Hayli demdir hamuş idim amma Feveran oldu, infilak ettim…

434

Nihal' e Yine gece, yine hüzün Ve yine içimde sen…

335

Kenâr-ı bahrde hoş bir mahaldir, nâzır-ı âlem, Tahaccür eylemiş bir mevcdir; üstünde bir âdem, Hayâlettir, oturmuş, fikr ile meşguldür her dem; Giyinmiştir beyaz amma, bakarsın arz…

457

Eyvah ne yer ne yarkaldı Gönlüm dolu ah u zar kaldı Şimdi buradaydı gitti elden Gitti ebede gelip ezelden…

372

Makber -ki âsâr-ı mevcûdemin en âhiridir- fenâ bulmuş bir vücûdun bekâsı için yapıldı. Makâbirde mündemiç olan meâli-i şi’riyyeden Makber’de bir eser bulunmadığını bilirim. Makber…

328

Bir zamanlar karargâhım idi Bedeviler gibi beyâbanlar; Buna mucib de iştibâhım idi; Nasıl imrâr-ı vakt eder anlar.…

486

Nasıl şerheyleyim ben derdimi, icâd nâkâfi, Dua nâkıs, tazarru bieser, feryâd nâkâfi Melekler, burclar ger kılsalar imdâd, nâkâfi, Gamım levhi semâya eylesem inşâd, nâkâfi!…

375

15 / 22 gösteriliyor

Sana daha iyi bir okuma deneyimi sunabilmek için sitemizde çerez kullanıyoruz. Kişisel verilerin KVKK ve GDPR kapsamında işlenir; hangi çerezlere izin verdiğini dilediğin zaman değiştirebilirsin.