Kırık Fındık Kabuğu
D Duran Güler
0
Altın Yaprak
Sanki kırık bir fındık kabuğuydu sevdası.
Tanesi çalınmış bir fındık kabuğu.
Belki o taneyle birlikte çalınmıştı umudu.
Nasıl yani! O kadar samimi bir sevdanın karşılığı yüreğini kirleten birkaç parça fındık kabuğu mu?
Gözleri yüzlerce metre açıktaki yük gemilerine takılmış, kayalara çarpan dalga sesleriyle çalkalanıyordu düşünceleri. Temizlemneliydi o kabukları ve atmalıydı çöp kutusuna. Tanesiz birkaç parça kabuğu yanında taşımanın ne anlamı vardı!
Temizlemek için topladı bütün gücünü ve uzandı.
Bir küçük parçayı tuttu parmakları.
Hırslıydı...
Ve hırsıyla yoğrulan kini öyle şimşekler çaktırıyordu ki beyninde, hırsının parmaklarına dökülmesi uzun sürmedi. Sıktı...
Alabildiğine sıktı baş parmağıyla işaret parmağı arasında tuttuğu kabuğu.
Sıktıkça acıyordu parmakları.
Umrunda mıydı sanki!
Nasıl olsa kurtulmayacak mıydı birazdan o çalıntı sevdanın artıklarından?
Acıdıkça sıkıyordu parmaklarını.
Birden bir sıcaklık sardı baş parmağını.
Ardından inceden inceye gelen bir sızı.
Oysa ne kadar kolay sanmıştı.
En hafif rüzgarın bile bir ağaçta kalan sonbaharın son yaprağını düşürmesi kadar;
akşam yemeğine geç kalmış aç bir balığın, oltadaki bir parça yem için yemek olmadı kadar kolay.
Şimdi ise kanıyordu parmağı.
Anlaşılan o ki kolay olmayacaktı.
O sevdanın artıkları bile canını yakmaya yetmişti.
O kadar mı çok sevmişti.
İnanılması güçtü.
Ama biliyordu, geçiciydi acısı.
En azından bir tesellisi vardı; temizlediği kabuklarla birlikte temizlenecekti o lüzumsuz, acı veren sevdaya dair duyguları. Elbette kalacaktır yürekte birkaç kırıntı.
Zaten ne kadarı temizlenebilirdi ki parmaklarla.
O ise hiç dert etmiyordu bunu.
İnanıyordu ki yetecekti yaptıkları yeni bir sevdanın tohumlarını atmaya.
O tohumlarla yeniden yeşerecekti umutları.
Devam etti toplamaya.
Her parçada yeni bir hırs daha katılıyordu hırsına...
Ve her yeni gelen hırsla birlikte yeni bir yara...
Şimdi acılarının simgesiydi akan kanı.
Ve parmakları arasında kana bulanmış o sevda artıklarını boğuyordu acıları.
Son parçaya uzandı eli.
Aldığı gibi onu da bıraktı diğer avucunda biriktirdiği kırık fındık kabuğu parçalarının yanına.
Sonra bir çöp kutusu için etrafına bakındı.
Uzakta, çok uzakta çöp kutusuna benzer bir şey vardı,
ama oraya kadar taşıyabilecek sabrı yoktu artık.
Bir an önce kurtulmak istedi tuttuğu,
o güne dek tutunduğu artıklardan.
Gözleri tekrar yüzlerce metre açıktaki kocaman yük gemilerine takıldı ve var gücüyle bağırarak
"En az sizinkiler kadar ağırdı yüküm!" dedi.
Ardından bir hışımla denize fırlattı elindekileri.
Kabukların denize dökülmesiyle birlikte bir tebessüm belirdi yüzünde.
Gülebiliyordu artık.
Âdeta renk gelmişti o solgun yüzüne.
Oysa hâla kanlar içindeydi eli.
Eve gitmeliyim diye düşündü.
Sonra evine gidip gitmemekte tereddüt etti.
Acaba tek başına sarabilir miydi yarasını.
Belki bir dosta sığınmalıydı bir süre için.
Doğrusu kaç zamandır sesi soluğu çıkmıyordu.
O gitmese de çok geçmeden onlar bulurlardı onu.
Ama bu yara başka yara, benzemez diğerlerine.
Çabucak sarılmalıydı.
Alimallah bir de mikrop kaparsa ağır olmaz mıydı o yalancı,
o nankör sevdanın bedeli?
En yakın dosta varmak için ağır adımlarla koyuldu yola.
Peki bu ağır adımlar niye?
Oysa biliyordu kanından boşalan her damlanın o çalıntı sevdanın bedeli olduğunu.
Yoksa hâla o nankör sevda uğruna kaybedebilecek bir şeyleri olduğuna mı inanıyordu.
Hayır! Aksine kin kaplamıştı yüreğini.
O sevgiliye verilen değer, önce kırgınlıkla zımparalanmış, ardından nefrete boyanmıştı.
Adımları hızlandı.
O sevda için akıttığı her kan damlası gücüne gidiyordu. Durmaksızın devam etti yoluna.
Dost uzak değildi, çaldı kapısını.
Ardına kadar açıldı kapı.
Dostun gözleri o kadar sıcak,
o kadar içten bakıyordu ki
"İyi ki geldin!" der gibiydi.
Fazla sürmedi bu ziyaret.
Birkaç saatlik muhabbetle sarıldı yarası tatlı dilli dostun elinden.
Ve bugün çok ama çok uzun bir süre geçti o muhabbetin üzerinden.
Zaman zaman dönüp o günleri hatırladığında, yine o günlerden kalma bir şiirle kapı dışarı eder o lüzumsuz, çatlamaya yüz tutmuş anılarını.
"Biliyorum
Kabuk bağladı yaram,
Acımıyor şimdi
Şu kadarcık sızım yok.
Bilmiyorum
Belki yokluğuna alışamam,
Yine de uzak ol sen
Yolundukça kanamaz mı yaram!..."
Bu şiiri puanla
Henüz puan verilmemiş