indirmiş kaşlarını Ay karanlığa hükümrân yüzünden ağlak resimler yansıyor hummalı bir niyete kararlı galiba bense izbe loşlukların…
Bedenim üryan düşerken beyaz patiskalara Kapalı gözlerimin içinde sakladığım Ezan makamı bir şiire başlamıştım... Annemin ilk busesi hala yanağımda mahlas duruyor…
anlıyorum gidişin bir vakti dolduracak tehir değildi gözlerime bıraktığın karanlıktan anlıyorum vakur bir tarihin koşulsuz yanlızlığı imiş meğer…
soğuk duvarlarının buz kesen karanlığında zindan misali zerre kadar aydınlık yok bu günlerde tüm umut renkleri kendini çekmiş hayattan sanki…
satır aralarına serptiğin mısraların başağından boy veren cılız bir şiirde fiil kaldım sadece oysa kaç defa sıyrıldım göz kurşunlarından…
aşk ne kadardır sanem seninle benim aramdaki kadar mı ya da üstüne kilitlediğin anahtar sesi kadar tiz mi saçının kokusu gibi uzun bir nefes mi yoksa…
Trajik yazgıların yollarını kollayan erkete gibi Zamanı binlere bölerek Kuzguni korkularda bekliyor yüreğin Meryem'in kucağındaki sıcaklığın aleve tutacak o çarmıhı…
kendimi geceye vurdum parmaklarımda takılı sigaram dargın yine kırılgan rüzgar esintilerinde donuk gözbebeğim sen özneli çekimler ezberimde..…
bakma bana öyle... söndürme sessiz çığlıklarımı ferinde aşkının dağından düşüyorum görmüyormusun?…
baktığın tüm denizlerden ruhuna girsin dalgaların sesi beni bıraktığın yerden sana beddua yükseltiyor ellerinde boğduğun aşk'ın son nefesi…
Beni üç tarih geride bırak Ya da bir Kanun’un gergin tellerine Zamana ırgat’tım zaten Sana pervane..…
Beni bulduğun yerde duruyorum Yalancı takvimlere kanmışım Uzanmışım tepinmişim Yıldızları yorgan sanmışım…
beni dinle diyorsun nasıl bir dalgakıran kalacak sözlerin kulak kapılarıma dinliyorum işte…
sigarama tuttuğun çakmağın alevinden dibine asıldığım son nefes zamanı kadardı sadece varlığın... ne zaman geldin ki…
içli bir ezgi kalmıştı kulak dibimizde ve kaşık seslerinden süzülen çayda çıra şimalden peygamberler ütopyasına yuvarlandığımız…
15 / 96 gösteriliyor