Istanbul Hovarda oğlum benim Canımda çığlık gibi duran. Hüznünü tenimde buram buram…
Alevden yol olur öptüğün yerler Kaçamam bu şehir ardımdan gelir Her sevgi acıtır artık her aşk yaralar Aşk yarası yine aşkla mı sarılır..…
Ne bir rüyadır gözkapaklarımızın üstüne aşk sözcükleriyle gelip oturmuş renkli fotograflar, Ne de gerçektir bütün çıplaklığıyla etimize dayanmış keskin bıçaklar… Acıtmasın diye aş…
n çok neyi yakıştıramadımki kendime... Aşk acısı çekmeyi mi, yaralanmayı mı, gülüp geçmeyi beceremedim diye mi öfkelendim. Belki de "aşk kısa süreli bir ahenkti" gerçekten ama ben…
Nasıl sevdiysem seni bu şehri yakıştırıp yüzüne, nasıl isminin her hecesine bölüp ömrümü, paramparça aynalarda yeniden birleştirdiysem yap-boz gibi bu sevdayı…
Hangi eski zamandaydı Billur sularda yıkandığımız Avuçlarına doldurup O baş döndüren hazzı…
Göz değilse nedir bu Usulca değer tenime Giz değilse nedir bu Gece sızar bedenime.…
Ne zaman seni düşünsem; yanık mektup kokusu siner ellerime. Uzağıma düşmüş bir sevda yankılanır tenimde, gökyüzü tunç, yeryüzü mermer vursam kendimi kahırlara, ses vermez taş duvar…
Penceremde narçiçeği bir şafak Susarım Kanarsa yaralarım Korkma…
Yarasına tuz basılmış bir kuşum Sanaydı son sabrım, son uçuşum Bakışın namluydu dillerin kurşun İşte öldüm…
Kırık hayal, kırık kanat Düş bozgunu kalbim benim. Bir daha savur, bir daha kanat Aşk yorgunu kalbim benim.…
Sular geçiyor çocukluğumdan Ağzımda bakır tadı Sonsuza düşürülmüş bir elma gibi Kaybettiğimin farkındayım elbette…
Ey kalbim! Pes mi dedin ! Susuşunda bir hâl var, Rüzgârda eğilen başaklar gibi Duruşunda bir lâl var……
Gidiyorum… Heybemde aşk var, hüzün var Gitmeden sana son bir sözüm var Ne ateşi isterim ne de dumanı…
Kopan bir tel gibi Kalbimden Kopup gidersen uzaklara Rüzgarlara bırak kendini…
15 / 19 gösteriliyor