Soluğun İntiharı

H Haydar Şahinbay
0 Altın Yaprak
1 kısmi bir oksijen soluyorum dimağımdan etin çürümesini aratan bir koku tenim tahta bir kapının paslı kulpu açılmıyor kapkara karanlığın en dibi yalnızlık parmaklarımla oynuyorum sesim yok unuttum aklımı inindeyim şeyden başka her şeyin alaca karanlığın pusu var toprağın en katı taşında kimyevi bir azot inceldi derimde parmaklıktan uzanan bir elin simsarı düştü gölge şeklinde hücreye kalın bir çizginin son noktasına sığındı gözlerim yüreğime sızan ince bir ışığın erimesi kana belenen adın yok 2 geçmişin gri bir delikten süzülen sıkışmış çehresini eziyor umut haftalarca siyah beyaz arasında telli bir çemberin üzerinde akıyor nefesim sular kesik, buz gibi bir betonun pantolona yapışan tutkalını kazıyorum orta parmağımın tırnağıyla dümdüz bir sessizliğin ürküntüsünü tadıyor ara ara dilim kuru öksürüğün hırıltısı bulanık ve sönük lambaların isinde soğuk derimde inleyen bir sesin mütemadiyen devreden iç çekişi kollarımdan vücuda yayılan feryadın un ufak acısı da acıyor koyu bir yalnızlıkta ölü bakışının duvarlara göz koyması gibi bir şey külün en zayıf tozunda intihar yer kabuğunun unuttuğu bir çanağın nöbet sızısı bir bıçağın çentiğinde kesik ve kurtulmayan bir hastalığın gövdeye devrilişi ve bir akşam döşe inen bir sancının habercisi adın yok 3 tuzun sülfürü yok etmesinden ibaret belirsizliği bir handikabın küfünde belki bedeni yoklayan bir virüsün aklı saf dışı bırakışında heyecan çileli bir ağlayışın çığlığa bürünmüş hali, halsiz ve tek şizofren kişilik çiftliğinde kayıp ikinci insan bekleyişi ruhun gaz halinde uçuşunu arayan beden ve bir cinayet teşebbüsü hissiz ben mor asit lekesi, yoz bir duvarın dökülmüş kirecinde gırtlağa yapışan sesin boğulması dili boğaza gömen yalnızlık büküldü belinden sedyeyi tutup pasından gitti, yalındı artık soluk kendi tekliğinde korkak, yalnız, uyuşuk adın yok çıplak ayaklarını uzatarak yandı halin tufanında su gözlerimin önünde sinsi bir heyula görünmez gibi gelip giden sisli sis doğdu hava öldü kahverengi kum çamuru sol böğründen har gür solgun sıranın son tanrı'sı aciz ve öfke kusuyor gün heder etti yavan ıssızlığın peçesinden geçerek anı ölü peygamberler doğuruyor putlar rahmini deşerek tapınakların bütün kuşlar soyulmuş tüylerinden çıplak uçuyor bulutlardan rüzgar rüzgar saçlarımı kazıyorum suçtan uzak toprağına bakarak istiridyeden arınmış su oksijen çürüğü soluk suda boğuldu suyun intiharı zamanı emerek intihar etti soluk adın yok 4 unutmanın elemindeydi günü yırtan katranı usturanın ve kemiklerin fısıltısında kahkahanın düşmesi kuyusuna yusuf'un yolu beyaz tanelerinde öğütülmüş kör kulübe penceresi yediveren gecenin hamağında üç yüz bin delikten ışık akar akar akar iki süt beyazı göğsün dokunulmamış sanki koklanmamış uçlarından memelerin ve güneş ayrılmış ısısında azlık var bedenimin öncesinden, ateşe eş bir şey doğuş evrende, klorundan sıyrılmış sodyum tası dolu ağzına kadar karanlık acıyı besleyen bir affın acziyetinde üşüyor yatağım yastığım siyah bir elmasın camların buğusundan silmesi iskeletin sinsi omurgasını baş parmağımı sıkarak saklıyorum sağ avucumda ve hiç bir şeye özenmedim ona özendiğim ona yakındığım kadar diğer dört parmağın güvencesinde adın yok 5 terin damlası tuzlu, ve yedi bin metre yol eskitmiş yuvarlak bir lastiğin keskinliğini sesin mundarına dağlıyor hidrojen sargı bezine bakmak bir mahkumun birikmiş düşlerinde sonrasız bir yağmur taşları tepeden tırnağa yudu eleyerek bütün dinleri ve seçkin ölüleri seçkin dinlerin ibadetinden karar kılması sunaklara sofra kuran kumrunun postunda misafir olmaya bayram arifesi küsmüş kara bir kızın kara saç örgüsü çekiliyor en izbe boğumundan bar bar bağırıyor sokak kedileri barbar insanlara ve kaptırıyor patilerini teneke mazgallara adın yok ölü taklidi yapıyor gece, halesini katletmeye kalkışan bir yıldızı defnediyor ay, adın tütün 6 iki nokta arasında hiç duraksamadan azad edilmiş diğer noktadayım hazın tortusunda kül adın belki işten kovulmuş biri cansız sıradan bir günün öğlesi tedirgin kuşkusunda kaygının kendine tapan rh pozitifin negatifi kanın pıhtısında sığ bir dibin notasında mevsimlere başkaldırı ilerleyen saatlerde ayak sesi anlaşılmaz tınısında ney’in uydurma şiir, şiirsiz yazgı ben sen hiçbir şey pencereden sızan gaz sızıntısından muaf özlem savrulmasında kışın boyunduruğuna kanadını kaptırmış bahar adın yok 7 bir doğruya paralel üç çizgi ve ivmesine konan bir sinek serzenişin bağıl bir çözülme desem septik daireden eşit mesafede sıcaklık homojen bir cümlenin öznesinden patlaması durgun göl atardamarda zehrin özdirenci panzehire saydam bir aynanın kalçalarını büyüten ham öfkesi soyut bir yankı kimsesiz izafi bir körlük bayat bir tasın bakır yüzeyinden inerek sarı mavi katrana batırıyorum dirseklerimi yanmış katran kokusu bitmiş yörünge yitimi pusulada fıçısız mahzen izi tenhada ellerim titrerken karnımdan başıma çıkan ılık kan akışı milyon kilo metrede hızın kütleler halinde gözden ıslak ıslak boşalması metal bir oksit kalayı yalnızlık ve hissizliğe her dakika binen meteor çarpması sabit bir uğultunun kulaklarda huşu bularak gözden dışarı fırlaması gürültülü ölüm 8 adın yok ölüden doğdu ses ölü doğdu adın adın yok //h.şahinbay//

Bu şiire çeviri ekle ·

Bu şiiri puanla

Henüz puan verilmemiş

Yıldıza dokunarak 1–10 arası puan ver

Yorumlar

Yorum yapmak için giriş yapmalısın.

Giriş yap

Bu şiire henüz yorum yapılmamış. İlk sen ol.

Sana daha iyi bir okuma deneyimi sunabilmek için sitemizde çerez kullanıyoruz. Kişisel verilerin KVKK ve GDPR kapsamında işlenir; hangi çerezlere izin verdiğini dilediğin zaman değiştirebilirsin.