gündüzlerde sonu gelmez tahriplerin, yeniden yapılır... geceler gariplerin...
İbrahim Sayar, 1933 yılında Tokat'ın Erbaa ilçesinde doğmuş bir şairdir. Çocukluğu Erbaa'ya bağlı Uluköy'de geçmiştir. İlkokuldan sonra babası tarafından Kur'an eğitimi alması için Kur'an kursuna gönderilmiş ve Kur'an-ı Kerim'i kısa sürede hatmetmiştir. Babası onun hoca olmasını istemiş; ancak Sayar, hocalık yaparsa başkalarına el açmak zorunda kalabileceğini düşünerek berberlik mesleğini seçmiştir. Bir dönem Samsun Ladik'teki Köy Enstitüsü'ne gitmek istemiş fakat babası izin vermemiştir. Askerliğinden önce Taşova'da berber dükkânı işletmiş, askerlik sırasında şiir yazmaya başlamıştır. Askerlik sonrasında da Tokat, Reşadiye ve Taşova'da berberlik yapmıştır. Daha sonra Ankara'ya gelmiş ve Terminal Oteli'nde berber olarak çalışmıştır. Şiirlerini başlangıçta kâğıtlara yazıp kaybettiğini, Ankara'da bir müşterisinden şiirleri düzenli biçimde dosyalama yöntemini öğrendiğini anlatmıştır. Bu, şiir çalışmalarını düzenli hâle getirmesinde önemli bir dönüm noktası olmuş. Medine yılları Hayatındaki en önemli dönemlerden biri 1977–1986 yılları arasında Medine'de bulunmasıdır. Çalışmak amacıyla Medine-i Münevvere'ye gitmiş ve yaklaşık dokuz yıl orada yaşamıştır. Bu dönemde Medine ve Mekke üzerine çok sayıda şiir yazmıştır. Şiirlerini korumak için Medine'de bir daktilo edinmiş ve çalışmalarını düzenli şekilde dosyalamıştır. Daha sonra köylüsü olan bir edebiyat öğretmeniyle karşılaşması, şiirlerinin kitaplaşması açısından önemli bir gelişme olmuştur. 2014'te yayımlanan tanıtım yazısında Sayar'ın yüzlerce şiirinin bulunduğu ve o tarihe kadar dört şiir kitabının yayımlandığı belirtiliyor.
Gönül Kervanı
Gönül Kervanı – 2. Cilt
Medine'den Mekke'ye
Sen ki Tanrı Değilsin
Çileli Günlerin Sonu Gelmedi
İbrahim Sayar şiirleri
Bir esmer sevda derdi geceler... Kara gündüzlerin virdi geceler... Kıvrım, kıvrım sensizliğe esirim, Prangalar parçalayan iksir geceler...…
Gül kokulu olmak istiyorsan, gülzarda kal, çalı-çırpı da olsan.
Dil ne bilir şekeri, şerbeti Aldığın lezzeti baldan mı sandın Ne arı, ne de ağaç verir nimeti Elmayı, narı daldan mı sandın.…
Gözleri ufuklarda, ötelerin hicranını yaşar Hicret kuşları Gönüllü gurbet yolcusudur, yüce dağlar aşar Hicret kuşları Canı, cananı, sılayı ardına bakmadan terkederler de Uzaklarda…
hüzünler vurunca ardarda, sonbahar yaşanır uzaklarda...
İbrahim'i bilirsiniz, hani Raha ilinden. ateşte biten gülünden, tanırsınız onu.…
Upuzun, uzansam tutulmaz mesafeler, Yenilmez, içilmez, yutulmaz mesafeler... Bir amansız dert olur gözlerinde, Gamsız yüzüne bakılmaz mesafeler...…
Kölüle bana git, gonuş didile Bi durum va unu sorcen töbosun Napam bi hocaya danış didile Yosam niden boyun burcen töbosun?…
Her firakla dile bir kor düşer, kırmızı gül sararır, gamzesine mor düşer. Üşütür beni hicranın soğuk hayali, Kardelenler gibi umuda kar düşer.…
Uç, kanat yok, Sek, ayak yok... yokluklar kanatlanmiş Var'a kanaat yok.…
Hani zaman olur ya bazen daldığın, Dostlar içinde bile yapayalnız kaldığın... Ümitler mahkum, hayaller son nefeste Mırıldanırsın ya bir hicranlı beste...…