Ve biz 1960'lardan kalma bir Alman radyosunda jazz dinlerdik, günler boyunca Yankılanırdı müzik büyük, boş ve beyaz…
Gülüşünü bırak giderken Bozkırın ayazında ısıtsın içimin denizini Ya da kokusunu bırak esmer ellerinin…
zordu gülüşmelerin arasında bırakmak silinmeyen izlerini ve inanmak dünyanın yaşanılası yer olduğuna. her güneşli, soğuk sabahı yalnız karşılamak…
Neydi seni benim çiçeğim yapan? Sana harcamış olduğum zaman. Yakındığı, övündüğü…
Emr-i vakiler diyarında Annen hep korusun istersin seni Tüm mavi gözlü adamların hiddetinden…
Saçlarımı kestirdim Parmaklarının takılıp kaldığı, saçlarımı Sana karşıydı aslında tavrım Ellerin saçlarımsız olamazdı…
İçtikçe seni Yine güzelim, yine çiçek Biliyorum, Biliyorum…
Dört nala koşuyorum hayatımı Yalnızlıkların kumsalında Ve senin dalgalı kıyı şeridin boyunca Yetişemeyecek dünlerim…
Kaldırımları köpürebilir bu şehrin Bir yağmurla İnanmayacaksın ama Senin denizin gibi…
Günler Günler Günlerden sonra Yıldızlar görünüyor…
Ve ben özledikçe her gece Ve ben hasretken her mevsim her sevgiliye Bilirim sarılacak yok kimse Bu beyaz kağıtla, kalemden öte.
Bir sonbahar gecesinde saklı, Bir yazarın kaleminin ucunda ya da Aklımdan geçenler.…
Susturup bütün seslerini bu şehrin Açtım gönlümün penceresini Dinlemek için dışarıdaki delikanlı yağmurun sesini Bir ben, bir yağmur, bir sessizlik…
Ucu avuçların arasında olan mor bir çapan atıldı yüreğime. Kaçtıkça mavilere sürüklendim Kaçtıkça canım yandı. Beklerken öldüm, gecelerin tuzlu gözlerinde.…