Naat
İ İsmail Bayar
0
Altın Yaprak
nsanlar ümitsiz, insanlar mutsuz,
Dostluklar uzaktaydı, çirkinlik çoktu.
İnsanlar vardı ortada; ama
İnsanlıktan eser yoktu.
Diri diri toprağa gömülenler,
Canlı canlı tabuta…
Tas tas yemek giderdi,
Kendi elleriyle yaptıkları puta.
İçki, kumar, zina, riba;
Kol geziyordu,
Hak güçlünündü,
Herkes bir altındakini eziyordu.
İnsanlar satılır olmuştu mal gibi
Yoktu bunda bir beis.
Ve cehalet altın devrini yaşayarak
Mekke'ye olmuştu reis.
Umutların tükendiği,
Yok mu bu kara bulutları dağıtacak bir rüzgâr dendiği anda
Cebel-i Nûr'da bir çift el -ki o iki el dünyaya bedel-
Açılmıştı Rabbine; böyle bir zamanda.
Tefekkür, tefekkür, tefekkür…
Günlerce fikir, günlerce zikir
Ve okunur Rabbimin kelâmı Cibrîl-i Emîn'in dilinden
Okunur bir bir.
"İkra' bismi rabbikellezi halak, Halakal insane min alak."
Emriyle irkilir son peygamber.
İslam güneşinin doğduğu,
Kulaktan kulağa olur haber.
Aydınlattıkça nur-u ilahi ufukları,
Kapkara yürekler kin kusar etrafına.
Dehşetle ve vahşetle saldırırken inananlara,
Katılanlar günbegün çoğalır İslam'ın safına.
İşkence üstüne işkence,
Zulüm üstüne zulüm.
Öyle inanmıştı ki ilk sahabiler;
Onlara düğün bayramdı ölüm.
Adı Ömer'di,
Şimşek misali bir yanar bir söner;
Hatem'ül enbiya'yı öldürmek için gider,
Fakat Müslüman olarak döner.
Şaşırmıştı Ebu Cehil,
Çılgına dönmüştü Ebu Leheb
Körleştikçe onların gözleri ışıktan
Hak dine artıyordu talep.
Vazgeç deniyordu bu davadan,
Vazgeç;
Makam mı, mevki mi, kadın mı istiyorsun,
Ne arz edersen onu seç.
Bu teklif karşısında Hak Rasül'ün
Dilinden şu sözler dökülüyordu kelime kelime.
Ölürüm de vazgeçmem bu Hak davadan
İsterseniz ay'ı bir elime verin, güneşi de bir elime.
Güçlendikçe inananlar,
Artıyordu işkence,
Hırsından patlayacaktı ehl-i küfür,
Saldırıyorlardı gündüz ve gece.
Yokluk, açlık ve cefayı,
Her mü'min tahammül ilacıyla örüyor,
Ama nurdan, ışıktan korkan gözler,
Sadece karanlığı görüyor.
Tebliğ emri Hak'tandı,
Duramazdı Peygamber,
Uymak gerekti emre,
Daralsa da etrafındaki çember.
Mü'minler çoğaldıkça
Müşrikler azdı.
İslâm'la nurlananlar bu zulüm karşısında
Mekke'de duramazdı.
İmanlarını vatanlarına tercih ettiler
Ve bir kısım mü'min Habeşistan yolunu tuttu,
Bu nasıl iman ve bağ idi ki,
Kureyş müşriklerini bile korkuttu.
İslamla nurlananlar
Acıyla yaşıyordu,
Ve böylece belki de
Mü'minler pişiyordu.
Daraldı da daraldı
Etraflarındaki çember,
Medine'ye göç için,
Bekliyorlardı haber.
Medine'den haber, Allah'tan izin geldi,
Düştüler yollara birer birer,
Bir gece doğduğu şehirden ayrılıyordu,
Ebubekir ile Hak Peygamber.
Medine ayaktaydı, yolları gözlüyordu,
Yollara dökülmüştü, oğul, kız, ana…
Sevgililer sevgilisini görünce haykırdılar:
"Talaal bedri aleyna"
Talaal bedri aleyna, yani ay doğdu üzerimize,
Dediler ve aydınlandılar.
Işıktan kaçan yarasalarsa,
Birer birer yandılar.
Ey Muhammed'ül emîn, ey Hatem'ül enbiya
Rabbim ve melekleri selam ederler sana.
Selam bizden de sana, muhacirin ve ensarına
Selam aşkınla yanan her insana.
Bu şiiri puanla
Henüz puan verilmemiş