Keklikçi İle Bastoncu
M Mehmet Sarı
0
Altın Yaprak
şehir, baba dedi ve uzun bir düş gördüm
tepelerinde erguvanlar aşka dur/muştu,
Kudüs'tü baba ve en büyük oğul fethedilmemişti,
leylaklar, asude mezarların elçilerini sun/muştu,
med vaktinde sudaki deniz sönüyordu keklikçinin alnında,
hayattan ensar, ölüme muhacir bir çöl kumrusuydu bastoncu,
bulutlar kuşatılmış, hüzne yağmur olan eylüllerin koynunda
hatırları dudaklarıyla nakşediyordu sokaklara ihtiyar faytoncu:
şehirler arasında merhamet yoktur biliniz ey insanlık!
ve ölüm hüküm sürer mahcup bedenlerin ikliminde,
sen ey merd-i meydan! kollarında fecirlerin uyuduğu karanlık,
kaç dolunayın boğulduğu vakidir her günün diriminde,
bu şehir yalancıdır keklikçi çünkü hüzün söyler her mevsim,
sokaklarında dolaşan vapurların çığlığı kıyamet habercisidir,
eski bir ses gibi kırılır lal dudaklarda gizlenen her isim,
ve sinsidir acemi akşamlar, kendini hiç belli etmeden gelir…
aceleyle yazılmış bir çocuk kitabı bu şehrin sokakları,
bastonlar kaldırımlara hep bir numara büyük gelir,
hüzünler ki bir bulutun gönlümüze sulusepken ilhakları,
keklikçi ile bastoncu yalnız rüyalarda kandırılabilir…
şehrin safındayım bastoncu atlar Üsküdar'ı geçmeden,
gölgemde huzursuzluk sakladım, aslen şiirdendim
ben ölmeyi Kudüs'ten, göç etmeyi Medine'den
dirilmeyi Bağdat'tan, sevilmeyi İstanbul'dan öğrendim…
yeniçeriler fethin sarhoşluğuna dayanmış uyuyorlardı,
keklikçi ile bastoncu vardı sokakta yalnız alaturka bakışan,
Galata'dan devşirdikleri gülümsemeyi yüzlerine sınıyorlardı,
renkler öksüzdü rönesans mavisiydi hüzünlerine yakışan,
gelecek yalancıdır çünkü falcıların avuçlarını yakar keklikçi,
kaderimiz kim bilir delişmen İstiklal'in hangi köşesinde,
bu şehir gözümüzü oyan kolsuz adamın parmakları gerçi
kısmetimiz kim bilir tahtadan bir atın acemaşiran nefesinde…
keklikler aşkları öter Kadıköy'de, saatler aşıkları vurur,
Beşiktaş'ın gece nöbetindedir sarışın hercai kediler,
Kız kulesi uyur, Beyoğlu'nun gözleri sırılsıklam yağmur
şehir gülüşlerle kuşatılmış bitmemiş bir ağlatıdır, dediler.
İstanbul yeşil kırpar gözlerini ve hayaller azınlık
bir tutam hüzün atıştırır geçmişi ağırlayan martılar,
Haliç sokulmuş vapurlara, üzerinde tek parça yalnızlık,
ıslanıyor mahrem yüzünde günaha benzeyen karartılar…
sevmek çok sarışın bu şehirde, kavuşmak kumral
ağlamak için yeterince günahkar değil gözlerim,
şehla bir günde başlıyordu bakır telli bu masal,
sabahı tetikliyordu şehrin sayfalarına hain kederim…
gecenin sesine çarpıyor yüzüm, etraf hıçkırık kırıntıları,
sevmenin kerahet vaktidir göz göze geldiğimiz şehirle,
ihaneti gölgelerdi Zeyrek'in ağırbaşlı evlerinin gıcırtıları,
yalnız kelebeklerin yüzleri aldanırdı bu kusurlu sihirle…
keklikçi ile bastoncu ölünce bitti bu rüya,
taze bir kahkahayı şehrin yüzüne ördüm,
karanlıkları sobelermiş her doğan gün,
şehir, baba dedi ve uzun bir düş gördüm
Bu şiiri puanla
Henüz puan verilmemiş