Zümrüt Koyakları
M Mert Metin
0
Altın Yaprak
gözlerine çekilmiş anılarınla ağlarsan tutar sözlerin de ıslanır
saçlarındaki rüzgara dokunsam bilirim sesin soluğuma yaslanır
yitik ülkelerin serüven yorgunu adımlarınla gel yanıma
yaklaş
avlularda seher kuşudur şimdi nabzına kan diye vuran o şehla telaş
şehirlere ve tetiklere düşen bütün izlerimi her durağa soracaklar
fermanım biçilmiş
yağmurlara kan sıçratıp
beni de bir sabah vuracaklar…
adres ve ihbarcılarım bu sefer kayıp
cüzdanımda şiirlerin bir başka isim
beyhude bir kederle kaç köprüyü yüzüne şarkılar seslenip geçmişim
dağlarıma geyik
savrulan mevsimlerime kaç cenaze töreni serpilmişim
yine de şafakları demlenen çaylarda
kalanlara emanet diye içli türküler dermişim
çıkmaz bulvarlara sövüp düşüp
resimlerimi çırılçıplak gölgelere çizecekler
sonra konakladığım kıyamet sokaklardan üzerime mahşer duvarlar örecekler…
göğsün sular vurgunu ve gövdemi yaran bir alarga dalgasıdır sevdiğim
terin yangın tüten korulara düşmesin diye
ben pınarlarımı masallara vermişim
dinmez artık bu küflü bulutlar cam kırığı kesiklerdir gökyüzümüze yağan
ey gözyaşlarına katran yıldızları indirip
mevsimlerini baldıranlarla yıkayan
teşhir edilmiş bir talanın bütün kangren çığlıklarını durup üstüme yıkacaklar
ve dar vakitlere düşen ağaçlardan ömrüme dökülen yaprakları failsiz bırakacaklar…
hey dost
gelmiştir ol vakti devran sen de
sen de gül
varsın deşilsin acının ateşi
gerisi gayri hepten kül…
zümrüt koyaklarından aşağıya in...
gece saat sıfır üç…
başına yeni bir bela arama…
peşindeler…
hükmün karanlık isli lambalarda kesilmiş...
tapınaklarından uzaksın…
onlar ise aklını sana kesmiş...
evlerin kıyısından yürüme…
muhbire müsait adamlar
uyanmasın…
yağmur yoldaşın olsun diye bir ezgi söyle içinden…
mümkün değil geri dönüşün…
bu kez firarını vermişsin...
kimse saklamayacak seni...
öyle bir inziva ve iklim yok…tutukluk yapmasın ne gözlerin ne de ellerin...
ilk sesi duyduğunda sen ne yapacağını iyi bilenlerdensin..
dayan dayansın dizlerin kapımızda duran eşiğe
damıyor işte yanaklarına süzülen ay ışığı ellerinde
sonra kömür gözlerin
ekmek yanığı gözlerin
ki işçisiydim karanlık kuyularına dalan
sen kadar yürek mi harlar şimdi
oy gözlerimi ıslak kirpikleriyle yakan…
meçhul kasabalar olur
birbirine benzeyen sınır boyları
her sevda sevdiğiyle kanarmış
varsın nehirler aynı yerde parlasın
dökülsün karabasan kederli omuzlardan ucube feryatlar
sohbetimiz dağlara çarpan baharlara kalsın
yazılır belki yazgımız yasemin kokulu seherlere
belki de bir sevdalının akşamına nergislerle buket olur
beni bu heder geceler değil sevdiğim
vursa vursa
ziyandan da hazin
ah o uzaklığın vurur…
haydi sırtın üşüyecek içeri gir şafak serin
dönemezsem titremesin
o kutsaldan da kutsi
o güvercin
o güvercin öpüşü ellerin
Bu şiiri puanla
Henüz puan verilmemiş