"Elbette Nedimaya gelirken susar ebcet Bir lâle yeter başkaca tarihe ne hâcet." Büyük Ahmet Nedim'in kârı öğretmek imiş her an…
Osmanlı'nın en meşhur divan edebiyatı şairlerinden birinin mahlası. Şöhretini Osmanlı İmparatorluğunun 1718–1730 yılları arasındaki Lale Devri'nde kazanmıştır ve yaşamı ve eserleri ile o devrin ruhunun temsilcisi olarak kabul görmektedir. 18. yy'da yaşamıştır.Asıl adı Ahmed olan Nedim İstanbul'da yaklaşık 1680'de doğdu. Babası Mehmed Efendi, Sultan İbrahim'in iktidarı esnasında kazasker görevinde bulundu. Küçük yaşlarda medrese eğitimi alan Nedîm burada Arapça ve Farsça öğrendi. Daha sonra fıkıh eğitimi aldı. Bir şair olarak tanınma gayreti içindeki Nedim, Osmanlı Sadrazamı Ali Paşa'ya bir kaç kaside yazdı. Ama Topkapı sarayına girişini sağlayan Ali Paşa'nın halefi olan Nevşehirli Damat İbrahim Paşa'ya yazdığı kasideler oldu. Lale Devri'nin sadrazamı olan Damat İbrahim'in himayesi altında daha sonra kendisini meşhur yapacak olan eserlerini ve yaşam tarzını ortaya koydu. Şair gerek yaşamı, gerekse şiiri ile estetik, sanat ve eğlence eğilimleri ile göze çarpan bu devrin önemli bir temsilcisi olarak kabul görmektedir. Nedim'in Patrona Halil İsyanı esnasında öldüğü kabul edilmekte ama bunun içeriği hususunda ihtilaflar bulunmaktadır. En meşhur rivayet isyankarlardan kaçarken Beşiktaş'taki evinin çatısından düşerek öldüğü yönündedir. Diğer bir rivayette aşırı alkolden öldüğü söylenir. Bir başka rivayet ise, İbrahim Paşa ve şürekasına yapılan işkenceden ötürü dehşete kapılıp korkudan öldüğü şeklindedir. Nedim'in mezarı Üsküdar'da Karacaahmet mezarlığında bulunmaktadır.
Nedim Divanı
- Sahaifü'l-Ahbar (çeviri)
- Aynî Tarihi (çeviri)
Nedim şiirleri
Bak Sitanbûl'un şu Sadâbad- nev bünyanına Âdemin canlar katar âb u hevâsı canına Ey sabâ gördün mü mislin bunca demdir âlemin…
Sen bî-haber hayâlin ile gûşelerde biz Tâ subh olunca her gece ayş u dem eyleriz Esdikçe bâd-ı subh perîşânsın ey gönül…
Bakıp o şûh ile nâz û niyâza meşk ederiz Gülün tebessümüne bülbülün terânesine Bir şeker hândeyle bezm-i şevkâ câm ettin beni…
Bir safa bahşedelim gel şu dil-i nâ-şâda Gidelim serv-i revânım yürü Sa’dâbâd’a İşte üç çifte kayık iskelede âmâde Gidelim serv-i revânım yürü Sa’dâbâd’a…
Erişti nevbahar eyyamı, açıldı gül-i gülşen Çerağan vakti geldi, lalezarın didesi ruşen Çemenler döndü ruy-i yare, reng-i lale vü gülden Çerağan vakti geldi, lalezarın didesi ruşen…
Hele îd oldu ol gül-gonce handân olduğun gördük Demâg-ı telh-kâmın şekkeristan olduğun gördük O sîm endâmı aldık halka-î ağûuşa bir kerre…
Saba ki dest ura ol zülfe müşg-ü nab kokar Açarsa ukde-i pirahenin gülab kokar Ne berk-i güldür o leb çiğnesem şeker sanırım…
Haddeden geçmiş nezâket yâl ü bâl olmuş sana Mey süzülmüş şîşeden ruhsar-ı âl olmuş sana…
Haddeden geçmiş nezâket yâl ü bâl olmuş sana Mey süzülmüş şîşeden ruhsar-ı âl olmuş sana Bûy-i gül taktîr olunmuş nâzın işlenmiş ucu…
Bu şehr-i sitanbul ki bi misl ü behâdır Bir sengine yek pâre acem mülkü fedâdır Bir gevher-i yekpare iki bahr arasında…
Ey şûh-ı kerem-pişe dîl-i zâr senindir Yok minnetin asla Ey kân-ı güher anda ne kim var senindir Pinhân u Hüveydâ…
Sâkî nigehin tamam kâr etdi bana Hayretle cihan yüzünü târ etdi bana Cahbâya bahane bulma vallah billâh Nitdiyse o çeşm-i pür-humâr etdi bana…
Sevdiğim cânım yolunda hâke yeksân olduğum Iyddır çık naz ile seyrana kurban olduğum Ey benim aşkında bülbül gibi nâlân olduğum Iyddır çık naz ile seyrana kurban olduğum…
Bir safa bahşedelim gel şu dil-i na-şada Gidelim serv-i revanım yürü sa'd-abada İşte üç çifte kayık iskelede amade Gidelim serv-i revanım yürü sa'd-abada…
15 / 18 gösteriliyor