Bad-ı Muhalif

N Neyzen Tevfik Neyzen Tevfik
0 Altın Yaprak
Kadın namazda osurmuş ve bozmamış asla, Huzur-ı kalb ile etmiş salatı hüsn-i eda. Duyar, bakar kocası, bu namaza hayret eder, Bu üç adet osuruk her fesadı davet eder. Sorar ve der ki: “Be hatun, namazda üç kere sen Osurdun aldırış etmeksizin, sesinden ben Utandım Allah’a karşı huzur-ı izzette, Bu zartadan ki: hususan dem-i ibadette” Kadın tebessüm eder, der ki: “Kalbim Allah’a Hulus ile müteveccih olursa dergâha, Salat-ı mümini hiç ettirir mi zarta suküt, Götüm kıyamete dek cehren etse de cart curt! ” Hikâye bu, gelelim şimdi, emr-i tetkike: Huzur-ı hakta osurmak olur mu böyle şaka? Hafisi, cehrisi, Bâb-ı Meşihat’a ait, Fakat huzu’ ile amden, hem erkeği şahit... Kadın da haklı bakınca, delili kalb-i selim, Bu kalbe karşı ne eyler şerait-i tahrîm? Bu vaka hayli mühimdir, edilmeli, tamik, Bu hadise ki, bu levha; vatanda bit-tatbik. Herif, hükümet olursa, kadın da devlettir, Namaz vazifedir, osruk “Sada-yı millettir! ” Şadalar imdi vücûh-ı selâseye mebni Olur ki ilm ile halleyler içtihad-ı zeni. Birinci ah-ı derundan nişanedir sessiz, Bu iştikâ-yı hafidir ki; zulm-ı kahrengîz. İkinci cehren olur ki: Şu hâl-i matbuat, Kaza-yı haceti kanuna uydurur, heyhat! Üçüncü: Amden o, işte hayatı Ankara'nın, Vazifeyi tanımaktır esası yaygaranın. Gürültü, top, tüfek, isyan nedir vazife için? Vazife çünkü: Mukaddes, vatan hayat ile din. Bu yolda kalbini Allah'a rabt eden korkmaz, Bozulmaz öyle patırtıyla kıldığı o namaz. Sada-yı milleti ilan eden kadın. Bu herif Eşek gibi bakar ancak, mukaddesat-ı Şerif. Ne olduğu size zahir değil mi? İşte vatan. Sada-yı millete karşı ağız açarsın, utan. Bu cehren oldu evet, gel, seninki ya imza? Çıkar mı o leke bilmem ki; yıkasa derya? Demek o bad-ı muhalif, eser ki devletten Habîr eder vükelâyı reh-i hükümetten. Uyandırır kara yelle müsebbib-ül-esbab O kaptanı ki olurken gemi zulümle harab, O na-hud’a-yı cehalet penah-ı bî-izan O yolculardan utanmaz mı? İşte hal-i vatan. Hayır, utanmaz o, onda utanmak olsa eğer Öperdi südde-i şevket penahı mihr-i zafer. Şeraitin başı halkın vazifesinde huzur Huzur-ı hakta vazife kabul eder mi kusur? Bu yerde devlet u millet idare gerdişidir, Hatayı kontrol ancak hükümetin işidir. Hükümetin ise timsali heyet-i Âyân Mezarlığı vükelâ, servi, zilli Mebûsan. Bu işte saye-i şevketpenah-ı devlettir, Bu kabre fatiha, artık sada-yı millettir. Misal için size ben bir hikâye arzedeyim, Bu fıkra dikkate şayan hakikati mülhim: Büyükçe bir adam ölmüş necib, hem zengin, Gasil vesaire neyse merasim-i tekfin Olur iken teneşirde yavaşça doğrulmuş, İmam ve ordakiler cümleten hacil olmuş. İmam, demiş ki: “Efendim, vücudunuz kirli İmiş de bir yıkamak istedik değil mi iyi? ” Evet demiş. “Güzel amma götümdeki pamuğa, Cevabı kim verecek? Sor başındaki kavuğa.” Meğerse sekteden arız imiş bu hâl-i garib, Sıcak su da dökülünce çıkar hata-yı tabib. Bu işte ba’s-ı vatandır ki biz bad-el-mevt; Sıcak su gözyaşıdır, hak, bu serserice evet. Fakat bilir misiniz ki; yazar iken bunu ben, Fakülte’de gece saat yarım, soğuk birden Tipiyle, karla hücum etti, yok odun yakacak Ya şu zavallı ahaliye hangi göz bakacak? Müzahrafât-ı hükümet taşar devâirden Rical-i anane dönmez bu fikr-i kahirden. Bütün vesaik-i zillet şu sözle dolmuştur: Bu doğrusu ise de her nasılsa olmuştur. Hukuk-ı halk ise de her nasılsa zulm-i sarih Budur ki lanete şayan, değil hata-yı kabih. Benimseyen adam ancak, maaş için, vatanı, Kızarmıyor o surat hiç, sıvansa elle, kanı! Muhabbet-i vatan ancak geçinme âlemidir, Dilinde davet-i düşmen ki vird-i mahremidir: Temerküz etmemiş asla o dilde hubb-ı vatan Sorulsa ceddi de mutlak vezir-i âlîşan! Nasıl temerküz eder ki o şive-i suni Kalemde kopye edilmiş riyaların nev’i. Bu bî-hâyâ beyefendi bileydi kendisini Akort ederdi Rübâb-ı Şîkeste’ye sesini. Bu Fikret'e yanar âlem, fakir ise, kızarım, Muhiti anlamamıştır, o bî-kese kızarım. Vefatına sebebiyyet veren şu hal-i vatan, Fakat bu hâli tedaviye yeltenir insan. Bu inkıhara da çare budur ki tnerd-i metin, Merdi fikrini bir yolla millete telkin. Dehayı, fikri el altından oynatır ehli, Budur siyaset-i şahsiyenin asıl temeli Bu hizmeti yapamazdı, kalın gelirdi ona, O Aşiyan’ı feda güççedir vatan yoluna. O benden önce bilirdi Tolostoy oğlumuzu, Öğürdü, kustu, çıkardı, o nur gibi domuzu. Onun vekarım öldürdü gayz-ı Emrullah, Gömüldü kendi de ardınca sad hezâr eyvah! Onun vefatına vallahi ağlayanları ben, Güler de benzetirim nam u ruhuna rehzen. Hayat-ı aşka kıyılmaz irade-i har için, Şikeste olduğu anda Rübâb'ı sustu Tanin. Elimde bak koca pîrin... gibi kamışı; Yapar eşekleri insan, teranedir bu aşı. Girer huzur ile kerhaneye, harabata, Çıkar sürür ile ta sidre-i semavata! O noktada biraz inler küşâd olur deycûr, Gelir ayağına hîçî, elinde bade-i nûr! Bir ıstıfa-yı müebbed içinde vahdetle, Kalır nedime-i ruhu peri-i sanatle. Bedayiin görülür bestekar-ı ilhamı, Şiirle raks eder aşkın peri-i âlâmı. Dehaya ait o âlemde emf-i teşrifat; Nedir bu ka’r-ı serâir, nedir bu umk-ı hayat? Vücud, hâk-i mezellette, dil semalarda, Pür-inşirah seyahat eder fezalarda. Sen ey Azâb-ı Mukaddes, hayal-i Mevlânâ, Senin mi söyle, senin mi bu kişver-i mana? Bu iltifat-ı kadimin nigâh-ı hayrettir; Vücud-ı marifetin, kıblegâh-ı vahdettir. Serâir-i azametle dolan şu köhne serim, Ne var içinde ki arşı, zemin-i fikr ederim? Urücu velyeden efkâr içinde kavs-i nüzul, Bu sânihâtı saçar, ben de kayd ile meşgul. Hülasa: Ben değilim o cihan-ı râz-ı gezen, Nühüfte perde-i nâyın içindeki Neyzen.

Kamu malı: şairin ölümünün üzerinden 70 yıldan fazla geçti.

Bu şiire çeviri ekle ·

Bu şiiri puanla

Henüz puan verilmemiş

Yıldıza dokunarak 1–10 arası puan ver

Yorumlar

Yorum yapmak için giriş yapmalısın.

Giriş yap

Bu şiire henüz yorum yapılmamış. İlk sen ol.

Sana daha iyi bir okuma deneyimi sunabilmek için sitemizde çerez kullanıyoruz. Kişisel verilerin KVKK ve GDPR kapsamında işlenir; hangi çerezlere izin verdiğini dilediğin zaman değiştirebilirsin.