Kundak

N Nihat Behram Nihat Behram
0 Altın Yaprak
Boyun eğmiş olarak ya da suskun, silik, uzlaşmış çekip gitmek istemem bu karanlık alemden.. Alınmamış öcün uygusu bu, sorulmamış hesabın, gecesinde gündüzünde dişler durur insanı... İşte yine o duygunun kefenden daha soğuk örtüsü altındayım.. Ölmek istemem açıkcası o örtüyü yırtmadan... Yaşarken, içimdeki ateşi saçarak yaşamalıyım. Doğduğu gün tutunduğu ışığı kıran, çelmeleyen tuzaklar karşısında insanın ancak kavgası yatıştırır, sıyırıp canında sınanmış acılardan karanlığa karşı söndürmeden taşımak içindeki ateşi... Korkak da yılgın gibi kirlidir benim içim... Ne teslim ne ihanet, ne zulum ne kölelik... Başkaldırmış olanın mirascısıyım... Binlerce sızının bağrında bilediğim bu çığlık tutuşmak için sabırsızlanan yaşama sevincinin sesidir.. Aydınlığın özlemi solumalı sesimden kendi sesini... İnsanı kulu kılan her şeyin kundakcısıyım... Öcüm var, sorulacak hesabım. Nankörün, hilekarın, arsızın kuşattığı değil, üzülen, seven, acıyan, insanların savunduğu bir dünyamız olmalı.. Başka çare yok, yangınlar başlamalı ardı ardına.. Zalim, saklanacak karanlık bulamamalı.. Öyle ki, yökyüzü bile çıldırsın sevincinden alev alev kanatlanan yangınlar karşısında bir ucundan bir ucuna ufkun, sancılanıp, yıldırımlarla dünyayı alkışlasın. Sabahı sabah gibi solumak istiyorum, güveni güven, merakı merak, güzü güz, baharı bahar olarak.. Dokunup koklamak istiyorum büyüdüğüm şehrimi, gençlik günlerimi şarkılar söyleyerek aramak.. Çocuğum dönüşümden kaygılı gözlerle bakmasın istiyorum giderken arkamdan, bu beni kahrediyor.. Babamın bir ömür boyu yüreğinde koruduğu incelik yaralanmamalı, aldatılsam da aldatmayacağım, ona sözüm var, bu borcu ödemeden nasıl yaşarım? Yoksul da olsalar, onurlu insanlar doldursun sokakları.. Aşkın da ayrılığın da içten yankılanan sahici şarkıları duyulsun.. Bölüşmek isteğinin tomurcuğuna uzanamasın kimse koparmak için.. Yanılmak korkunç olmasın, ürkmesin birbirinden insanlar. Yangınlar başlamalı başka çare yok.. Düşlerimi karartacak kadar koyulaşan bu karanlık dağılmalı.. Durmalı ekrandaki o yılışık uluma, o çürüyüş, o şımarık saltanat, azdıkça yaygınlaşan kalabalık, kalpazanlık, a sahte kahkahalar.. Kanlı dişleri tırnaklarıyla aşımızda, düşümüzde yuvalanan seçkinler sürüsü efendiler, çetebaşları ve onların el pençe kapıkulları, şen şakrak soytarıları kadar köleliğin prangası o sessizlik de kül olup ufalanmalı. Kolu olan ne bulursa savurmalı üstüne bu karanlık alemin, mazot, moloz, ateşlenmiş paçavra, katran, zift, cam kırıkları.. Alçaklık kimsenin yanına kar kalmamalı.. Hırsız ki işini hüner sayacak kadar pervasız, katil ki katlettikçe katmerleşiyor, yağması şımartıyor yağmalayanı, nasıl başka çare aranır? Ey dünyanın sahibi, onu sen buldun, söndürme elindeki ateşi, tutuştur ufkunu karartan kara perdeyi, kaderini değiştir! Ağustos 99

Bu şiire çeviri ekle ·

Bu şiiri puanla

Henüz puan verilmemiş

Yıldıza dokunarak 1–10 arası puan ver

Yorumlar

Yorum yapmak için giriş yapmalısın.

Giriş yap

Bu şiire henüz yorum yapılmamış. İlk sen ol.

Sana daha iyi bir okuma deneyimi sunabilmek için sitemizde çerez kullanıyoruz. Kişisel verilerin KVKK ve GDPR kapsamında işlenir; hangi çerezlere izin verdiğini dilediğin zaman değiştirebilirsin.