ilkin onun çocuk gözlerine baktım yıldızlı bir gök dağlara doğru iniyor tembel tembel soluyan deniz sakin karanlıkta beraber yürüdük akşam vakti…
Toplumcu-gerçekçi şair, romancı ve öykü yazarı. 1941'de liseyi bitirdi, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ne 3 yıl devam ettikten sonra öğrenimini yarım bırakarak memur olarak çalıştı. İlk şiiri 1938'de yayınlandı. Başlangıçta ölçülü, uyaklı, duygusal nitelikli şiirler yazdı. Ardından toplumsal gerçekçi şiire yöneldi. Toplumcu sanatçıların bir araya geldiği "Yürüyüş" dergisinin son sayılarını çıkardı. Ölümünden sonra eşi Füruzan Toprak tarafından 1980 yılında başlatılan Ömer Faruk Toprak Şiir Ödülü, geleneksel bir ödül olarak tanındı. Roman, öykü, anı türünde de eserler verdi. Şenesenevler'de kendi adına bir halk kütüphanesi bulunmaktadır.
Şiir
- İnsanlar (1943)
- Hürriyet (1945, Suat Taşer ile)
- Dağda Ateş Yakanlar (1955)
- Susan Anadolu (1968)
- Ayışığı (1973)
- Tüm Şiirleri (1983,ölümünden sonra)
Roman
- Tuz ve Ekmek (1972)
- Karşı Pencere (1975)
Öykü
- Gönen Öyküleri (1979)
Anı
- Duman ve Alev (1968)
Ömer Faruk Toprak şiirleri
Kimse yok mu diye çağırır bozkırların ortasından Durur karşımda tutuklular penceresi Yüreğimi ısırıyor bir acı hani son nefes öncesi İçime bakar çatlak dudaklar susuzluk tasından…
Gecede ayaklarım ağır kurşun mafsallarım Yürüyorum bir dağ yolunda ateşe dönük Biraz yaklaşır mısın kır çiçeğim öksüz papatyam Silahsızım çevrilmişim yalnız sana anlatacağım…
Her akşam böyle mahzun değilim Atina'nın kenar mahalle halkı gibi Kilometrelerce yol yürüyebilir Barış için tekrar bin mısra yazabilirim…
Sakın gözlerin yollarda kalma Rüzgâr dağıtmış olsa da saçlarını Biliyorum için için yanıyor yüreğin Yapayalnız değilsin herşeye rağmen…
-Bu saatte Kuzey Afrikanın dağlarında ateş yakanlar var- Bir şafak vakti başlayacak yolculuğumuz…
Biraz temmuz sıcağından al saat sekiz kırk beş Bu siyah zeytin az tuzlu ondan da tat Rıhtıma vuran şu mavi denizi gözlerinde yaşat Görmüyorsun kır çiçekleri atıyor sana güneş…
Orada kavun kabukları gibi kurumuş ve çatlamıştır kayıklar atılmış karpuz dilimleri tenteneli sandallara çarpar…
usandım artık hazin mısralar okumaktan neyleyim akşam yaklaşıyor dostum kuşların cıvıltısı dinecek birazdan yitecek yeşil yapraklar taze güller…
Dağlara doğru koşuyorum Arkamdan deniz sesi geliyor Toprak çanaklardan içtiğim ayran kadar ekşi Bir meyve getiriyorum sana…
durup dinlenmeden akan bir ırmakla binsek ağrı dağının salıncağına kolan vursak en hızlı rüzgârınla ne güzel bir orman dolusu yeşil yaprakla…
Otları tutuşturup yaklaştı mı akşam İçimde karanfil kokulu İnce yüzün belirir biraz dalsam Sendeki keder bir ırmaktır ruhum…