hep eski bir zamanı getirir gidip de dönmeyene dönüp de görmeyene bu muhacir sızı…
işte sabahın seheridir bu sevdanın bir çift gözünü güneşler büyüten gözlerini dağlar sabahın ayazında…
hüznün çürük fidelerini kendi ellerinle büyütmüşsen her yanlışa bir kalın çizgi çekerek ve basarak yok oluşun kirli zillerine…
sürdük geceye yıldızları ışıktan yollar döşedik ve damla damla erirken yıldızlarımız toprak damlı evlerde umut sönerken…
büyür çetelerin hıncı biri nurhak'tan biri gılaladan sökülür gelir bir top ateş olur türküler…
korkuyu acıyla budadılar gencecik hayatlarını kusarak bin dert ile burulmuş yüreklerinde sevda bin bir cehennemle dağlandı…
hıncın kan köpüklü kıyılarında kinle bilenmiştir bu yürek -ya kavrulup kuruyacak vurulmuş bozkırın ortasına…
Alnının orta yerinde bir azap dövmesi hayat ve kader acının…
bir buğday tanesinden bin bereket getiren tetikte şehvetle ürperen umut diri bir kadın memesidir…
Seni gökyüzlü çocuklar Nazlı gülüşlerde verir Bu sevda sağ komaz beni Sağ komaz, beni öldürür
dünyaya hedefine yönelmiş namlulardan bakmalısın kanında fırtınalar dolaşan…
Bu türkü mor dağların emanetidir Firari mahpuslara bir avuç su Bir türkü dilimi içerdekine Çeyiz sandıgına oyalı yazma…
Acıya yaraşan yüzden korkarım Kokuya bulaşan yürek çarpıntısından Gözlerime kıvılcımlar düşüren yalım Erlikte döllenen kahpeliktedir…
haberler geliyor ardarda haberler kanlı karanlık gri göklerde bin yıllık keder…
gereği düşünülür: bir cehennemdir dünyanın başörtüsüne…
15 / 26 gösteriliyor