Aşk Suskun Bir İlahidir
S
0
Altın Yaprak
Tendeki tuz yüreklere dökülünce,
Yüreğin bedendeki gizli ayinidir.
Aşk, bütün sınırların kesiştiği,
Tanımlanamaz, suskun bir ilahidir…
Köpükten kulelerim vardı benim,
toprakla örttüm üstünü,
sevgileri aldım bir tek içinden.
Duygularımı, sezgilerimi, korkularımı
ve inançlarımı tıktım kafeslerine.
Göğsünün çatal başlarında şehveti
duyumsamak isterken
gözlerinin bozkırlarında yittim.
Saçlarının dalgakıran uçlarında
zemheriler doldu içerime.
Serseri bir mayıncasına dolaştım çevrende.
Gecelerden tuzaklar kurup,
gündüzlerin ufkunda sevdalarımı sundum yüreğine.
Hiç sorulmamış nice sorular üretip,
hiç söylenmemiş kelimeleri türettim senin için.
Mutun ve mutsuzluğun en çözülmez
bozgunlarında yaşayıp,
yalnızlığın kocaman halkasında
günün kederlerinden içtin.
Sevinç bizim için güneşte dinlenen üzümlerin
mahzende beklemesidir.
Düş diye gördüğümüz nice güzellikler
çağlayan bir ırmağın denize dökülüşüdür.
Aşk güzelim, o asla tatmadığın aşk,
her dokunuşta ölü bir beden gibi durduğun,
anlamına ve tadına asla ulaşamadığın
suskun bir ilahidir.
Beni iyi anlaman,
ya da anlamaya çalışman,
ara sıra gözlerini iri iri açman,
asla büyüyemeyen çocuk
yüreğinle sevdama kafa tutman,
yeni bir tutkunun mozaik ışıltılarından
başka bir şey değil.
Sevdalar hep böyle başlar,
ama hep böyle bitmez anlayacağın.
Uzun bir kervan gibi güneşte yol almak,
yasak sevişmelerin ininden uzak kalmak,
bütün zamanların en denklemsiz sevgilerini
bir kuşun kanadığını okşar gibi
sevmek senin işin değil.
Böylesi bir dostluğun son nefesinde,
bir kayığa binmiş kürek çekiyordum aşka.
Buncadır hep ayrı dilleri konuşmuş,
aynı düşünceleri tatmıştık belki de.
Bundan böyle,
adını asla koyamadığın ayrılıkların kentinde yaşayacak,
geriye asla bakamayacağın
yalnızlık yollarının kilometrelerinde
aynalar arayacaksın kendine bakacak.
Sorgularını yorumlayan dostlar gün inince denizlere, kaçacaklar senden birer birer.
Akrepler kemirirken yüreğini,
yeryüzünün bütün tahta köprülerinden geçeceksin sen de gizemin kızı.
Yıldızların dansa durduğu karanlık sokaklarda,
elindeki kör bıçaklarla saldıracaksın özüne.
Sevdanın püfür püfür rüzgarlarında saçların dağılacak,
tüm giysilerin savrulacak şafağa doğru koşacaksın.
Kelimeleri yıldızlarına yükleyerek nostalji faytonunda dolaşacak,
geçmişte kalan bir muhallebicide aşkı arayacaksın.
Çok sır verdim dağlara ben.
Acılarımı ağaçlar dinledi toprağa söyledi, toprak kızdı, yıldızlara müjdeledi,
yıldızlarıma sor söylesinler sana.
Küskün geçen her sabahımda,
gecelerin beni saran hüzün yağmurlarında ıslanma bir daha. Birazdan gün yepyeni elbisesini giyer penceremden içeri girer.
Beni besleyen acılarımı çekip çıkarırım fırınımdan ve karalarım kahır defterimi.
Evet küçüğüm.
Sabredersen büyür yüreğin senin de.
Özlemlerinden yeni yarınlar yaratırsın kimbilir.
Duvarlarını yıkar, yıkılmış kentlerinden kaçar,
düşlerinin bilinmeyen iksirlerini sunarsın seni sevenlere. Bölüşülmüş tüm acılarından kurtulur,
aynalarda asla göremediğin gerçeklerle nöbet pansumanlarına durursun.
Kim bilir bir gün,
el değmemiş karalarında korsanlar cirit atar,
ruhunu dizginleyen,
aklını sürükleyen,
yüreğini titreten özgür mavilerde kaybolursun belki de. Mantığının köhne duvarlarında kaybettiğin anahtarları aramaktan bitap düşersin.
Naftalin sürdüğün mendillere gözyaşlarını silerken
aynalara gözün ilişir,
masallar ülkesindeki o yaşlı balıkçıya
bahçendeki yetiştirdiğin fesleğenleri sunar,
sevda sularından hep boş çıkan oltanı
denizlere hışımla atarsın
Bu şiiri puanla
Henüz puan verilmemiş