Bu yağmurdur usul, ince, arada boynum, belim, ayağım bu yağmurdur…
Uzağa giderler, azalmaya... içli sularla taşınır gölgeleri dibe çökmüş beyazlık, mum... kendinden öteye gidemeyen asker…
Nasıl yoksuldun, nasıl annesiz yanağına baksın diye ayna tuttuk sana biz…
Süslenip bir yangına gideriz seninle rüyanın gümüş kapısına... Akşamın kadehi kırılır dizlerimizde evler, ağzında bir parça tabutla gelir…
Kişnedikçe beyazlayan bir at duvarın arkasında uzun uykularla giyinmiş yılgınlığın yatağında dört ayak…