İpteki Mandal / Hayat Hikâyesi
T
0
Altın Yaprak
Ne zaman kendimi çaresiz,
yalnız, savunmasız ve darağacında hissetsem
beni hayata bağlayan mandaldın sen…
Sımsıkı tutardın ellerimi,
yanında kendimi güvende hissederdim.
Seninle daha çok gülerdim, daha az ağlardım.
Deniz seninle mavi, orman seninle daha yeşildi.
Ne zaman evin bahçesinde oyun oynasak,
kumdan kaleler yapıp seni içine saklardım.
Kimse seni benden almasın diye.
Seni kaybetmekten korkardım.
Evin ilk göz ağrısı, ilk çocuğu olduğumdan
ilkleri ben yaşadım, sonları sen…
Sen benim çocukluğumun bez bebeğiydin.
Ne zaman; avuç içimden minik ellerin kayıp gitse,
ellerimde bir parmağım kalır sanırdım.
Çocukluk aklı işte…
Bana kırmızı ayakkabı alınsa, sana beyaz alınırdı.
Eşyalarımız birbirine karışsa iki kardeş,
iki düşman kesilirdik.
Birbirimizleydi en büyük kavgamız.
Sen bir şeye beyaz demişsen ben inadına siyah derdim. Benim olan her şey benimdi,
senin olan her şey yine benim…
Bütün kavgalar da hep bunlardan çıkardı ya…
Ben senin asi yanındım, sen benim ağırbaşlılığım…
Bütün olaylar da sen suçlu olurdun,
bense hep haklı.
Her taşın altından sen çıkardın.
Oysa; taş taş üstünde bırakmayan bendim.
Kaç kez benim yüzümden annemden dayak yedin.
Sen ağlamaya başladığında yaptığım her şey için pişman olurdum olmasına da iş işten geçmiş olurdu.
Her şeye dayanırdım da bir göz yaşına dayanamazdım.
- Sen yere düşsen, benim dizlerim kanardı.-
Her akşam yatmadan önce duâ ederken bütün ağaçların yapraklarının da Allah'a el açtığını düşünürdük.
Bu bizim herkesten sakladığımız en büyük sırrımızdı. Çocukluk aklı işte…
Seninle çocuk yaşta, ne kadar büyük düşünürdük…
Gün geldi, toprağın koynuna bırakılmış iki tohum gibi kök saldık hayata…
Biz büyüdükçe, hayat küçüldü gözümüzde.
Her geçen gün el girdi aramıza,
biz bize yabancı olduk.
Ömür denen şey, bizi bizden aldı…
Birbirimizle hiçbir eşyamızı paylaşmazken aşk uğruna,
dost uğruna canımızı verir olduk.
Oysa sen ve ben bir çatının altında biz bizeyken ne kadar mutluyduk.
Anne ve babamızın yanından bir an bile ayrılmazken
hayatın ortasında kavgamız uğruna kendimizi savaşırken bulduk…
Hayat; beni bir dağın arkasında bırakırken,
seni havasını, suyunu bilmediğim bir şehre rüzgâr gibi sürükledi.
Benden uzaklaştığında, uçurum kenarında çiçek açmayı öğrendim.
Bir başına dimdik ayakta durmanın zorluğunu da…
""Ellere karışmanın, dağlarla güreşmek""
olduğunu o zaman anladım.
En önemlisi sensiz hayata kafa tutmayı öğrendim.
Biz büyüdükçe, hayat küçüldü gözümüzde…
Yollar uzadıkça sen gözümde BÜYÜDÜN,
ben KÜÇÜLDÜM.
Nerede olursan ol kardeşim! ...
İçindeki küçük kızı öldürme…
Ey Hayat! ...
Bu saklambaç oyununu hiç sevmedim.
Gözümden bile sakındığım bez bebeğimi bilmediğim
bir şehrin sokağına sakladın.
- Onsuz çıkmazdayım.-
Ne zaman kendimi çaresiz, yalnız, savunmasız
ve darağacında hissetsem
beni hayata bağlayan mandaldın sen
Bu şiiri puanla
Henüz puan verilmemiş