Hoşgeldiniz

Y Yılmaz Erdoğan Yılmaz Erdoğan
0 Altın Yaprak
Hoşgeldiniz... Sevgili eski sevgililerim. Kiminizi on yıl önce bir akşamüstü Dolmabahçe'de bir çay bahçesinde kaybetmiştim, kiminiz beni bir yaz günü cehennem sıcağında Bodrum'da delirtmiştiniz. Çok güzel, çok berbat şeyler yaşadık sizinle. İçinizden bazıları sevmeyi öfkeyle yapılan bir iş sanıyordu. Ağlıyor, kızıyor, hatta bazen küfrediyordu. (Tanrım bazı küfürler bir kadını nasıl bir çöplüğe dönüştürüyordu). "Madem bırakacaktın beni, niçin bağladın kendine" demişti. Ben susmuştum. Bir ölüyle konuşamazdım. Susuyordum. Susmanın tüm çeşitlerini biliyordum nasılsa! Ama hiçbiriniz sevmediniz susuşumu. Hoşgeldiniz... İsim vermek istemiyorum ama içinizden bazılarını öyle çok sevdim ki, o kadar aşkı koyacak yer bulamamıştık ilişkimizin içinde. En büyük sorunumuz da buydu zaten. İlişkimizin içi öyle abuk sabuk şeylerle doluydu ki... Öfke, kıskançlık, liderlik yarışında kullanılacak delici cümleler, küçük yalanlar, büyük yalanlar, orta boy yalanlar, açılınca yatak olan yalanlar, açılınca sorun olan yalanlar... İlişkimizin içi tıka basa doluydu. Aşkımızı koyacak yer yoktu. Hoşgeldiniz sevgili eski sevgililerim. Kabul ediyorum, bazılarınıza haksızlık ettim. O beni kadın gibi sevdi, ben onu akraba gibi okşadım. Suskundu. Suskunluğuna şiirsel anlamlar yükledim. Oysa o, ruhunu benimkine katık etmişti. Onun içimde eriyip kayboluşunu seyrettim. Erkekliğimi onun nefesiyle şişirdim. Artık o ilişkinin içinde yalnızdım. Arkadaşlarımla otururken yan sandalyeye montumu, gözlüğümü ve onu koyuyordum. Sonra kalkıyordum ve ben bazen onu ve gözlüğümü unutuyordum. Ki müessese bile unutulan eşyalardan sorumlu değildi. Eve dönüşlerimizde sıradan şeyler konuşuyorduk. Televizyonun açılışı, tüpün hâlâ değiştirilmemiş olması, kapıcının verilen işleri savsaklaması ve kökeni bir türlü anlaşılamayan bir yorgunluk... Birbirimizi yoruyorduk. Ben artık fıkralarımı başka kadınlara anlatıyordum. Çünkü o hepsini ezbere biliyordu. Ve ben fıkraya başladığımda boş tabaklarla birlikte mutfağa gidiyordu. Ben bir süre sonra onunla değil, fıkralarıma gülen kadınlarla sevişmek istemeye başladım. Doğrusunu söylemek gerekirse -ki çoğu zaman gerekmez- bazı bu çeşit sevişmelerim de oldu. Ama o zaman da hızla koşup ona sarıldım. Kuş ağzında dudakları titredi. Ürkek kanatlar gibi. Onu öyle çok seviyordum ki aşık olmaya yüreğim varmıyordu. Sevgiyle sınırlı tutmak istiyordum. Aşkın vahşiliğinden sakınmak istiyordum. Çünkü aşk, iki sevdalının kötülüğün sınırında tutkuyla buluşmasıydı. Yorucuydu, tehlikeliydi... Ama o aşık olamayacak kadar kırılgandı. Ve ben hep başka kadınların ağzında erittim ağzımın tütün kokusunu... Neyse... Hoşgeldiniz... Oooo... Sen de mi geldin? Senin ne işin var bu iyi insanların arasında? Sana söyleyecek çok fazla sözüm yok. Öyle hızlı çirkinleşiyordun ki, ilk gördüğümde başımı aklıma dar eden gözlerin bir anda iki dipsiz kuyuya dönüşebiliyordu. İçine girenler çıkamıyordu bir daha. Bir sürü ölü sevda yatıyordu içindeki bataklıkta. Neyse... Tatsızlığa gerek yok. Madem ki bu gece hepiniz buraya beni görmeye geldiniz, madem ki hepinize bir ömürlük ikram sunmuşluğum var, hoşgeldiniz sevgili eski sevgililerim. Biliyorum hepiniz biriciksiniz. Bu çoğul tanımlama rahatsız ediyor hepinizi. Hiçbiriniz "eski sevgililer" grubu içinde anılmak istemiyorsunuz ama hep birlikte gelmişsiniz işte. Yapacak bir şey yok. Elbette pis işlere de bulaştık bazılarınızla. Yanlış zamanlarda yanlış şeyler söyledik birbirimize. Ama hiçbirinizin yüzünü silemedim yüreğimden. Hiçbirinizin fotoğraflarını atmadım mesela. Yaşadıklarımı hep taşımak istedim sonrakilere. Hepinizin adını göğsüme işledim ve taşıdım göğsümde muska gibi... Bir tek sen hariç. Ki, buradaki herkes de biliyor ki en çok seni sevdim. Ben seninle herşeyi göze almıştım. Ama şimdi belki de ilk kez bir fotoğrafı yakacağım. Hangi fotoğrafı biliyor musun? Hani sen ve ben... Hani bir yazlık ikindisinde... Hani ellerin ellerimle kardeş, teninde şehvetli bir bronzlaşma, birbirimize bakıyoruz... Birbirimizin taa içine bakıyoruz. İşte o fotoğrafı yakmak istiyorum şimdi. Hayır yalan söylediğin için değil. Hayır başka sarılmalara aceleyle koştuğun için de değil. Yakacağım o fotoğrafı, çünkü farkettim ki sen orada bana bakmıyorsun. İşte bu yüzden, bende yaşadığım bir şeye ilk kez zarar verme dürtüsü uyandırdığın için. İlk kez çırılçıplak bir pişmanlık duygusuyla yüzyüze getirdiğin için yakmak istiyorum senden kalan ne varsa. Fotoğrafların, gülüşün... Neyse... Hoşgeldiniz sevgili eski sevgililerim... Ne o? Gidiyor musunuz? Öyle ya hep bunu yaptınız zaten... Güle güle...

Bu şiire çeviri ekle ·

Bu şiiri puanla

Henüz puan verilmemiş

Yıldıza dokunarak 1–10 arası puan ver

Yorumlar

Yorum yapmak için giriş yapmalısın.

Giriş yap

Bu şiire henüz yorum yapılmamış. İlk sen ol.

Sana daha iyi bir okuma deneyimi sunabilmek için sitemizde çerez kullanıyoruz. Kişisel verilerin KVKK ve GDPR kapsamında işlenir; hangi çerezlere izin verdiğini dilediğin zaman değiştirebilirsin.