Allah'a Ismarladık İstanbulyarınlarını...
Z Züleyha Çay
0
Altın Yaprak
İhanetimizin adıydın İstanbulaffetmiyoruz kendimizi...
Şimdi gönlümüze kaldırımları basıyoruz
Sokak lambaları dileniyoruzsiyahı renk edinmiş gecelerinden
En kuytularımızdaki ahvalin için.
Yüzümüze bakma öyle tanıyamazsın
Bu karmaşanın töresidir maskeli balolar
Malzemesi yapay gözyaşlarıylasahte kahkahalar...
Suuni sevdalar topladık yüzyıllarcaarka bahçelerinden
Hormonlu hisler büyüttük
Yok yere pışpışlanıp büyüdük
Failimiz meçhul bir çok kez ölüdrüldük.
Güvenimizin sayısı hep eksik kalıyordubasket potolarında
Masa tenisiydikuygunsuz eller itti suspus girdaplara.
Hiç mi düşmedik sanıyorsun İstanbul
Hayat sekseğinin buzlu kent koruluğunda?
İşgale gönüllü kalelerle sınırlanmış
Dört başı mağdur bir adaydın sen
Ve misafirdik kentini arayanlar.
Menüde özlem vardı yine
Ekşitmedik terkimizden tadarken suratımızı.
Alaca ihanetler titriyordu masa başlarında
Yani hiç mi kimsenin hatırı yok?
Maskelerin takasıyla devam ediyor balo...
Çehrende sade'ce bir maske
Çıkarmasana değmesinler İstanbul!
Nicedircaddelerinde ayrılık masalları dinletiliyor uykudan önce
Güç yetmiyor yürekler arası seferlerineana sütü duruluğunda yelkenlilerin
Bir martı çığlığı kadar uzakmasumane bakışlar kıyılarına
Her giden kendi şarkı sözlerisını besteliyor dalgalara
Kalabalıklarca kabalaştırılıyorsun İstanbul!
Semt butiklerinde askıya alınıyor umutlar
Dostluklar seyyardan maliyetine
Sezon sonu indirimi devam ediyor değelerimizde
Hasretten defolu sevgiler dağıtılıyorkaldırırım yüreklilere
Tüm halkkin kusuyor bir tutam maviliğine
Kentine sadık diye...
Ve parklarda adımızın yanına bencillikler kazınıyor
Kalp içindeki oklara kaydı mı gözün
Ayrılığı aralıyor her kapı...
Kara kedilerin ağlayışları tırmalıyorsırtını döndümü aydınlıklar
Cehennemlikler uluyor köşe başlarında
Kan sızıyor aslını temize çekmek isteyenlerin kaleminden
Sırf yeşilin gönlünü hoş etmek için
İncir ağacı dikiliyor ocaklarımıza
Bir gülün şimalineonlarca diken satılıyor semt pazarlarında
En lüks arabalara biniliyor hayata geç kalmama adına
Oysa belimize çullanmış tüm yasaklar
Yorgun kaçıyoruz gençliğimizden İstanbul...
Köleliğimizin ispatı cüzdanlarımızdaki kağıt parçalarında
Her saat başı yıkanıyoruzbu insanlık pasını arıtma sevabına
İçimizdeki isyanları alacak hekimlerle
Otuz şubatta hep randevularımız.
Birileri hatırlatınca zamanı namluya sürüşümüzün vebalini
Narkozlardan ayıltıyoruz minyatür haklılıklarımızı
Terziler keyfine göre dikmiyorlar a'nımızı
Boğazlarımızda hıçkırıkları düğümleyecek kadar
Dar yakası ömrümüzün...
Görmüyorsun İstanbul
Pembe lensler takıyor güvenimizi emen vampirler
Masrafsız sevgiler arıyoruz gazete ilanlarındayok!
Müsait bir ölümde bırakmıyor minibüsler
Kent acemileri kırmızı ışıklara mahkum...
Durulmayı bilmiyor gözyaşı yüklü kamyonlar
Ve toplu taşınıyor ümitsizliğe yolcular...
Sol yanımızda adsız bir kıpırtı kendimizden bile gizli
Şimdi tüm solcular ayakta İstanbulyolsuzluklarına karşı
Yine gözümüzde büyütemedik eldeliklerimizibeceriksiziz...
Melekler binbir düş sıkıştırıyorebruli karanlıklarda yastığımızın altına
Oysa İstanbulçocukların kabusların koynunda yumuyorlar tüm gerçekeleri!
Dev aynalar takılıyor gönül pencerelerimize
Herkes kendi niyetine bize bakıyor
En emin kalelerimize atılan yalanlarla coşuyoruz her seferinde
Gönlümüzdeki seslere sağır kesilişimizi kutluyoruz
Seni fethettikçe...
Ve sizleryitik şehrin yolcuları!
Hangi cesaretle aşkı koyuyorsunuz heybenize?
Baksanızaen değerliniz adına kapkaççılar pusuda...
Haladenizlerden ürküp yıldızlara erişmemeyi öğretiyoruz
İstanbul'da en bebek yanlarımıza.
Binbir aksini buruşturup Güneş'in
Yakınıyoruz avuçlarımızı yakan sıcağından
Dert ediniyoruz kendimize dertsizliğimizi
Çizgi çekip Azrail'le sözleşmemizeyaşıyoruz sadece...
Altını üstüne getiriyoruz İstanbul'un gün batımlarında
Bir avuç mutluluk birikiyor kucağımıza
Leylak rengine bezenmiş zarif akşamlarının
Rüzgarlarına savrulan saçlarımızın anısına
Bu kalabalığın günahıişlenmesin amel defterine İstanbul!
Ah! yazık ömrümüzün özetisende mi gülüşlerini
İdam sehpalarına armağan eden cömertlerin safındasın?
Senkidilindeki ıslak hüzünlerle
Şeker komalarına davetiye çıkarırdın ada akşamlarında
Şimdidünlerden kalma faytonların sirenleri
Yırtıyor en kanayan yerlermizi...
Mavi suların haya ediyorçirkefe bulanmış çehrelere değmekten
İşte bu yüzden topluyor etekleriniasırlardır kıyılardan.
Ezanlar kadar haykırmaya eğimliyken tüm doğrular
''sus''orucuna mı niyetli denizkızların?
Oysa İstanbulhayat hiç susmayacak ölüm kadar!
Gün görmemiş ormanlarındankolaycı insan figürleri sızarken gönlüne
Demir diyarına altın pazarlamak senin neyine?
Fanilere malzeme oluyorsun İstanbulyazık!
Kirpik uçlarımızla parmak kıvrımlarına her dokunuşumuzda
Kırk yama dünlerin dolanıyor yarınlarımıza...
Bizbüyümenin ayıplandığı nakıs özgürlükler mahallesinin sakinleri
Alıştırdık martılarını ürkek bakışlarla beslemeye
Gök kubbenin rengini dumanlı göstermeye.
Bu oyunun adı evcilik değil İstanbul
Yalnızlıkla oynanan kalabalık sencilik.
Öyleysebu sahnelerde tanık olduğun kadar sanık da sensin
Rengine sahip çıksana İstanbul!
Bak asırlardır idam aymavi lal kentinde
Bir peygamber duası mı gerekli yani
Yüzünü geceye dönmüş günah tiryakilerini
Mor çırpınışların izleri yüreklendirsin diye?
Anla artık İstanbul!
Bu diyarlarda yıldızlar kadar kendin olabilmen için
Sana dokunulmazlıklar gerek!
Yoksayedi kuşak ötelerinde saray zindanlarında çürüyen anlamların
Vebali mi ödetiliyor sana?
Derinlikli besmeleler salsak da ecdadınaduvarların ağlamaya meyilli
Ve itelendiği yerden tutunanlar bin hıçkırık boyu içli
Hala gerdanımızda süs boğazın ilmekleri
Çek ipimizi İstanbul!
Bu hevesle düşersek yakandanbelki acırız kendimize...
Ah! derdimizin göbek bağı
Bir gün anlarsan kendinibize anlatacağın çok şey olacak
Fazlaca garip değil mi kendine el olmak?
Hey kentin sağırları korosu!
Alkış tufanına tutsanızaböylesi esaretin çulu prenses makamınızı...
Nerede kaldı İstanbul
Deli sevda zanlısı Üsküdar'ın da şaha hazır atların
Ve tüm kederlere Taksim umursamazlığın?
Hangi vakit çınar diplerine sır mabetlerden
Bir lokma huzur bulaşsa dilineEyüp kokardı tenin.
Sancılı keklik ocağındı Beykoz
Onurunla boylandırdığın kızıl lalelerin
Rasathane'nin kuytu köşelerinde başsız kalışlarında.
Yüreğimizi ılındıran umutdanlıklarla
Hüzün demlerdin ya Çamlıca'da.
Sen kiKızkulesi'nin efkarına ortak ederdin kendini
Yağmurlar ağladığında sana
Bağrına basasın gelirdi boynu bükük toprağı.
Baksana İstanbul
Fatiğin yurduna sığınmışterkettikçe sahiplendiğin mavi sözlü bebeklerin
Artık okşanmıyor saçları.
Ve adları kötüye çıkıyor Beyoğlu'nda
Kaçtığı müddetçe beyaz kalacak güvercinlere
Gölgeler satan kızların...
Yineansız baltalanılıyorsun kelebek kanatlarından
Avaz avazken sen zirvelerde
İnan yokuşlarının çıkışı değil eli boş dönüşü yoruyor adamı.
Çünkü dizlerimizin bağışeytan silüetlilerin parmağında halka
Gönlümüzden kaydırılıyorsun İstanbultürlü zorbalıklarla...
Bu teknolojik çaresizliğin panzehiri yoksa
Gözyaşı tortulu tövbeleride mi yok?
ÖyleyseAllah'a ısmarladık İstanbulyarınlarını...
''kafana yattıysak dizine yatmasak da olur
bizi hep özle İstanbul''...
Bu şiiri puanla
Henüz puan verilmemiş