Öykü
5 dk okuma
· 30 Ağustos 2026
Batıdan Güneydoğu’ya Uzanan Bir Kardeşlik
H
Hikmet Metin Çavdar Onaylı üye Sv. 1
0
Altın Yaprak
İnsan yaş aldıkça bazı şeyleri daha iyi anlıyor.
Ben de yıllar içinde şunu öğrendim: İnsanları tanımak için önce nereli olduklarına değil, nasıl insan olduklarına bakmak gerekiyor.
Bu yaşıma kadar dostlarımı hiçbir zaman “Şu Gürcü, bu Abaza, şu Kürt, bu Laz” diyerek seçmedim. Aynı sofraya oturabildiğim, bir çayı paylaşabildiğim, iyi günümde sevincime ortak olan, kötü günümde yanımda duran insanlarla dost oldum.
Bence asıl mesele de burada.
Biz bu ülkede geçmişte bunun acısını çok yaşadık.
12 Eylül öncesini hatırlıyorum. İnsanlar sağcı-solcu diye ayrıldı. Aynı sokakta yaşayanlar, aynı okulda okuyanlar, aynı kahvede oturanlar birbirlerine düşman edildi. Kardeş kardeşe kırdırıldı.
O yılları yaşayan bir insan olarak bugün aynı ayrıştırıcı dilin başka isimlerle yeniden karşımıza çıkması beni rahatsız ediyor.
Bu defa başka etiketler var.
Abaza, Kürt, Laz…
Alevi, Sünni…
Türk, başka kimlikler…
İnsanın kimliğini elbette inkâr etmiyorum. Herkesin kökü, kültürü, dili, inancı kendisi için değerlidir. Ama bunları birbirimize üstünlük kurmanın ya da birbirimizden uzaklaşmanın sebebi haline getirirsek, işte orada yanlış yapıyoruz.
Benim hayatımda böyle olmadı.
Şırnak’tan, Diyarbakır’dan, Elazığ’dan, Batman’dan, Ağrı’dan, Şanlıurfa’dan, Mardin’den çok güzel insanlar tanıdım. Aynı masada oturduk, ekmeğimizi böldük, çayımızı içtik. Kiminin derdini dinledim, kimi benim derdimi dinledi.
Hiçbir zaman önce kimliğini sormadım.
İnsanlığına baktım.
Dostluğuna baktım.
Zor zamanda ne yaptığına baktım.
Bu insanlardan biri de Kars kökenli dostum Oktay Eren’di.
Bursa’da yaşardı. Hayat dolu bir insandı. Konuşurken gözlerini kaçırmazdı. İnsanla konuştuğu zaman gerçekten konuşurdu. Sesi tok, sözleri açıktı.
Bulunduğu ortamda hemen fark edilirdi ama bunu göstermek için uğraşmazdı.
Samimiydi.
Benim için asıl mesele de buydu.
En zor zamanlarımda yanımda oldu. Hastalandığımda, felç geçirdiğimde aradı, sordu. İlgisini eksik etmedi.
Bazen insanın yanında olması için çok şey yapması gerekmiyor. Bir telefon açıp “Nasılsın?” demesi bile yetiyor.
Ama ben onun son günlerinde yanında olamadım.
Elini tutamadım.
Helallik isteyemedim.
İşte insanın içinde kalan şeylerden biri de bu.
Aradan zaman geçiyor ama bazı “keşke”ler geçmiyor.
Oktay’ı unutmuyorum.
Zaten insan gerçekten sevdiği birini kolay kolay unutamıyor. Belki de unutamamak, insanın taşıdığı güzel yüklerden biri. Acıtıyor ama bir yandan da yaşadığın dostluğun ne kadar gerçek olduğunu hatırlatıyor.
Emekli olduktan sonra hayat beni hiç hesaplamadığım bir yere getirdi.
İşimi, büromu bıraktım ve Adıyaman’a geldim.
Özellikle Kahta ve Sincik’te tanıdığım insanlarla birlikte geçirdiğim zamanlarda bir şeyi yeniden gördüm:
Bu memleketin insanında hâlâ çok güzel bir taraf var.
Burada bana kimse önce “Nerelisin?” diye sormadı.
Ben de kimseye “Kürt müsün, Türk müsün?” diye sormadım.
Bir çay içtik.
Sohbet ettik.
Hâl hatır sorduk.
“Nasılsın?” dedik.
Bazen kardeşlik dediğimiz şeyin başlangıcı bu kadar basit.
Bir insanın kim olduğunu öğrenmek için soyunu sopunu araştırmaya gerek yok. Bir gününde değil, zor gününde yanında durup durmadığına bakacaksın.
İşte o zaman anlarsın.
Yaş ilerledikçe insanın bakışı da değişiyor. Eskiden çok önemli sandığım bazı şeylerin aslında hiç de önemli olmadığını şimdi daha iyi görüyorum.
Makam, para, unvan…
Hepsi bir yere kadar.
İnsan hastalandığında yanında kim var?
Düştüğünde kim elinden tutuyor?
Canın yandığında kim arıyor?
Bir dostunu kaybettiğinde geriye ne kalıyor?
Bence asıl mesele bunlar.
Hayatın bir de şu tarafı var: Ertelemeye gelmiyor.
Bunu özellikle gençlere değil, kendime de söylüyorum.
Seviyorsan söyle.
Bir dostunu özlediysen ara.
Kırdıysan gönlünü al.
Gitmek istiyorsan git.
Çünkü “yarın” dediğimiz şey her zaman bizim olmuyor.
Benim yıllardır söylediğim bir söz var:
Yarın bugündür.
Bir gün telefon çalmıyor.
Bir gün o kapı açılmıyor.
Bir gün “Nasılsın?” diye soracak insanı bulamıyorsun.
Sonra insanın elinde sadece “keşke” kalıyor.
Şimdi içimde başka bir düşünce var.
Sakarya’dan Adıyaman’a uzanan bir kardeşlik köprüsü…
Bunun büyük laflarla kurulacağına inanmıyorum.
Bir çayla kurulacak.
Bir selamla.
Bir dostlukla.
Birbirimizin derdini dinleyerek.
Soframızı paylaşarak.
Birbirimizi olduğumuz gibi kabul ederek.
Çünkü bu ülkenin insanlarının birbirine sandığımızdan çok daha fazla ihtiyacı var.
Ben insanı insan olduğu için sevdim.
Nereli olduğuna bakmadan…
Hangi kökten geldiğini sormadan…
Önce insan dedim.
Bundan sonra da böyle diyeceğim.
Çünkü günün sonunda hepimiz aynı yere gidiyoruz.
Geride malımız, makamımız, unvanımız kalıyor.
Ama bir insanın gönlünde bıraktığımız iyilik kalıyor.
Belki de hayat dediğimiz şey, biraz da bundan ibaret.
Birilerinin hayatına dokunabilmek.
Bir dostun yüzünde güzel bir hatıra olarak kalabilmek.
Benim Sakarya’dan Adıyaman’a uzanan kardeşlik umudum da işte böyle bir şey.
Büyük değil.
Gösterişli değil.
Ama gerçek.
Ve bence bize en çok da böyle gerçek dostluklar lazım.
Bu yazıyı puanla
10,0 / 10 · 1 kişi puanladı