Çarambula
A Ahmet Şenol Alkılıç
0
Altın Yaprak
---- Mükerrem S. için...
---- Ona adını sordum, adımı söyledi ilkin. Sonra kaçtı benden nedensiz, ben hâlâ benimleydim...
I. /Sungu/ Ruhu karartan kaygılar, kuruntular...
yorgun kentin şakağından süzülen damla: sayrı,
mutsuz, yepelek... ince,
çalımlı yüreklerde göveriyor, bak
kana dönüşüyor yere değince
bir gizi mi var toprağın yoksa?
yerinde sayıyor duygularımın tekerlekleri, ıpıl ıpıl soluğun
sırtımı alazlıyor... oysa ben seni yarında arıyorum
devinimi engelleyen bir köpek ölüsü /ya öyle sanıyorum/
asfaltın çok altında /diyorlar ki/
bir ölü yatarmış kimsesiz /nasıl öldüğü bilinmeyen/
yolun bir yanında kargınmış canavar
bir yanında üç günlük kedi yavrusu salkım saçak
gayri meşru çocuğu varlıklı bir kadının
/o daha sonra anlatılacak/
II. /Düş Sever/ Yağmurun vakitsiz işgüzarlığı...
yaz ortası günün kıvıl kıvıl sokulduğu caddeler
bir kovuntu gibi sağda solda
parlar kavrulmuş ekinler gibi deriler kostak
kurgusal bir armağan yaşlılık ayrımında
/o da bir konu başka/
boşluğu tutan ses oynar körebe:
“sobe önüm arkam, sağım solum sobe! ”
bir el karanlığa yaslanan ezgilerle
çabalarken boşuna kuşatan çizgilere
düşer üleşilmiş bir aşka
/bir aşk: insan düşünün cinnet yığını/
dokunur kendine el, irkilir ve anlar
en az çizgileri kadar yalnızlığını
III. /Argın Kişi/ Bir yaprak gezinirken dışarıda şen ve uçarı...
bir uçak geçiyor yukarımızdan
siperlere atıyoruz kendilerimizi
yükseklerin delişmen oğlanı anlaşılan
yine bağıracak çolpa karısına
/dizlerindeki sızıdan anlıyor bunu ozan/
yüreğe ürperti salan iniltileri akkor
işte ağlıyor yaşmaklı kadın
bak, yağmur yağıyor
hoşnutluk teyelleri aha böylece arsız
yıprak yerlerinden sızlar içimde gün boyu
/abanıp şiirin üzerine kıskıvrak saran ruhumu
sana söylüyorum, ey göğsümde kıpırdayan
bilmeden kimdir ve nedir huyu suyu/
sesi oldukça kısık bir kedi yavrusu
bir alacık göçüğünde sızlar içimde unutulmuş
ve kırık bir sacı döven adamsendeci damlalar
bildikleri en günübirlik en başkaldıran türküyü okur
ta sabaha kadar
IV. /Aniden Bastıran/ Gecenin yaygıları iplik iplik örüyor aşkı...
kavurma kesiği yol kenar
yabanıl kurtlar düşmüş kalabalığa
paragöz sevdaların dilinde aryalar
ne var süratle yaklaşan şu toz duman içinde
şu çalımlı otonun
sırada kim var?
düşsel ve düşünsel çokluğum: otostopçu esrik duygular
bir de biz başkaldırıp denize dağa
var mısın düşsek peşine el sallayan o erden kızın
gerçeğin yitik labirentinden
var mısın ey yürek, düşsek bir daha?
V. /Demir Leblebi/ Hiçbir iyilik tanımıyor. Kulak verecek diye çırpınıp duruyorum...
'uçsuz bucaksız özü
yüreği paramparça
onu seven gerçekten
sevdim der yalansızca'
bir karınca yuvasında tapınan ermiş
gözeriminde toprak kokusu var
meşelikten göz kırpıyor Çarambula
eşkıyalar tedirgin, orman tedirgin
süzülürken imbiğinden ilkyazın
uzun yollar eskitmiş yağız atı
başlıyor işte yeniden, başlıyor dinleyin
ateşböceğinin gizil saltanatı
/o ne çılgın, ne deli! /
yığılır damla damla
ağan bir yıldız ayaklarına
yine dileklerinde düşmanlık tortusu
nasıl etse de bozabilse
mutluluğu /sözgelimi/ bir çil yuvasındaki
bir bebeği ağlatmak için nasıl etse?
kalbi solduran kuzgun karası
iki yüzlü içtenliği
dersin, yakılmalık aşkı bile
görkemli bir uçukluk örneği
oysa yenlik bir bakışı onun
yürütücüdür esini ozanlar için
bir ömür esin demek
gülüşü ün sağlar ozana
sevişi ölümsüzlük
bilmiyor, ha!
yoksa mı bunun adı önemsememek
VI. /Pek İnsanca! / Acısı içine çökmüş bir yaşam...
'göçmen bakışlı telaşı
istemeye yatkın eli
seni sevmeyince gönlüm
sanki deli, sanki deli! '
sevgim annemin kullandığı dil gibi bir şey
bir nota ki ninemin mırıldandığı
ve yorulduğu her çıkışta, inişte
bir türlü ama anlatamadığı:
“öyledir işte... öyledir işte...”
karanlığın göğsünde tarazlanan
ay yağmurları ve yeşeren ellerin
ki onları tutamam... tutamam!
çizdiğim düş dünyada her görünüşünle
ölümcül bir sayrıya ilaç gibi
yaşam kadar iç içeysem gerçekliğinle
seni unutamam
nereye eklesem seni sığmıyorsun
nereden çıkartsam eksik kalıyor
bir gece çarşı, pazar, metro, otobüs,
kentte ne varsa kalabalık
bende yalnız kalıyor
koşsam, tutsam, sarsam, sırılsıklam... yoksun!
şuraya koyuyorum seni
sonra kim alıyor?
VII. /Sevda Irgatı/ Ak yünler gibi yıkayıp ağarttığım inceliğine bir söz...
yüreğimde kuruyan çiçekleri
ateşine verdim aşkının
artık topraklarım kıraç
ya benimse naylon yeşertilerimi
ya da yüreğine göçmeme izin ver
kır, aç! /aralamadan/
yüreğini benimmiş gibi bana aç
yok, korkma sakın, sana söylediklerimi savunacak değilim
öylesine söylenmişlerdi
emin ol, en bilge filozof bile, sana derken en bilge savını
iddiasız ve öylesine derdi
yeğlemezdim, ancak söyletilmeli derdim
o ki çıkmalı bitek katına
en özgün imgeleri benim olmalı ozanların
ve dilin en güzel sözcükleri benim
sayısız parçalarından senin
sadece ellerini alırım
ellerin bellek, unutuş ve aksayıştır
ellerin yıldız patenleriyle boşlukta kayıştır
ellerin tutmamış fırsatları yeni baştan sayıştır
ellerin yedi iklim, yetmiş bir ulus
ellerin tüm zamanları bir solukta yaşayıştır
sadece ellerini alırım senin, sadece ellerini
evrendeki her parçayı dolarım ellerinin çevresine bir bir
ve böylece onlardan
bengi imgeler türetilir
/kaldı ki duruyor senin daha sonsuz parçan/
artık sen düşün gerisini
adını çığırıyorum sana özel adını
adın ömür alıp karşılığı cehennemde aşk satan
ve adında binlerce başka ad gizli
adın ki tüm soyluların erdemini anımsatan
VIII. /Düşünsel Taciz/ Bodur güneşlerin kavurduğu karanlık önseziler...
'sözlerin belgitim
yakarışlarım sana
esirgeyişin iznim
al beni, Çarambula! '
ipek kanatların değiyor suya fersiz
uyanık ol, ayıkınca sümsük pırıltıları ormanın
uyanık ol ki ışığın sönmesin
kiminle konuşursun böyle yerli yersiz
beni şaka mı görüyorsun ki /olur a! /
kurumlanırsın süngülü sözcüklerle anlatıp dostlarına
ama çok oluyorsun sen, bir çimdik esin için
artık katlanamam bu şımarıklığa
Çarambula, kanatlarını çekeceğim senin
/hem bütün nefretimle çektim! /
ta ki yüreğin bana alışacak
bahtını zehirledim benimsin artık
maskeni tak
IX. /İçimin Karanlık Yüzeyi/ Sağır Yüreklim, çarelerden hiçbirine yanaşmıyor...
'Çarambula, kon kon
kardeşlerin sandıkta
sen kaldın karanlıkta'
ağlama artık boğuluyorum
vay benim dertli yazgım
toprak başıma vay
doğruldum bak yattığım yerden
gece çiğleri yıkadı derimden kurtlarımı
karanlığın doğurduğu yerlerden
sana geliyorum sorunlu kız, kızıl derili
sözlerin belgitim esirgeyişin iznim
/sana, ah Çarambula/
açsana ellerini
gözlerin serinlesin ağlama artık
tan çiseleriyle ıslanan belleğini
kuşluk güneşinin kanatlarına ser
sıyrıl yolculuklar için eksik anılardan
/ağlama artık/
ıslak kanatlarını ser ki kurusun
kuşluk güneşine ser, Çarambula
kuşluk güneşine ser
X. /Kutlu Bir İstek/ Aşkı değerleyen yaşam gücünden hız alarak...
'su yürüme zamanıdır
kösnük kediler ayı
istemem cins eriği ah
gönençli sarmaşığı
gürbüz bakışlı bir sabah
dallarıyla aşılayın
beni çılgın alıçların'
sen yinelenmiş bir aşk mıydın ki
seni tekrar edeydim
bütünüm parçam sen
aslım yedeğim
sen kendine kalacaksın unutma o gün
döndüğünde hepsi başkalaşacak
tadım gökyüzüm kucağım
döndüğünde ben artık
bir başka ben olacağım
git öyleyse
sana daha ne deyim
git ve yalnız bırak beni bir süre için
ama tez dön, Çarambula
bir ıslat dudaklarımı doyasıya ilk önce
döndüğünde ıslak olsunlar hâlâ
işte sana o kadar süre
uç artık
uç
uç
Bu şiiri puanla
Henüz puan verilmemiş