Yeni Bir Aşkın Eşiğinde...Veda
A Ahmet Şenol Alkılıç
0
Altın Yaprak
g ö n l ü m ü n ş i i r i n i g ö k l e r d e n s ü z ü p
y ı l d ı z l a r a b i n i p d ö n s e m y u r d u m a
c e n n e t b a h ç e s i n d e n k o k u l a r s ü r s e m
z e m z e m l e y ı k a s a m a v u ç l a r ı m ı
v e u z a t s a m s i z e … t u t a r m ı s ı n ı z
zeka özürlü gün ışığı
o şımarık kız
aynı saatte her sabah
akar camlar arasından sessiz
doldurur odayı ince bir su gibi
ve öper oğlanın topuklarını
çekingen çelimsiz...
susamıştır naylon çiçekler
inmeli yüz seğirir ve kulak çınlar
ne bir ses vardır duyulan ancak ne görülen ne gelen
ve çıkar bütün yollar Bağdat’a
anlarsın daha bir şiir yazımı gecikecektir v e d a
vazgeçirmek bir çılgını alışkanlıklarından
olası kötülüklerin en kötüsü
ve bir çılgının kendi vazgeçmesi ise
karmaşık olguların arapsaçı örgüsü
ıslak bir meydan çığrışan çocuklar
ta ötelerde terleyen günbatımı yanık çimenler
başka bir çocuk dizceğizi kanayan:
rasgele savrulmuş ilençli bir taşın
tanrıtanımaz tırnaklarında
y a n ı l s a m a olsa gerek bu
helezonik devinimler çizer gelişigüzel savrulan taş
manyetik bir alan tutmuş da elinden
yaklaştıkça uzaklaşıyor amaçlarından
ve örümcekler dökülüyor yamaçlarından
bu nasıl bir y a n ı l s a m a
batık dünya okyanuslar içinde
bir y a n ı l s a m a
öyle ya
bin bir kollu namlı ahtapot
bir diz boyu kızıllığa mı kanacak
tutun şu c a n a v a r ı tutun öyleyse
yoksa yavrucağın canı yanacak
simetrik harabesi gökdelenlerin
harabeye tünemiş b a y k u ş
ve yığın yığın kuş ölüsü
bilimkurgusal yolculuklar
ilgisizliğe alışmış uzay yolcusu
duymaz beş organ
sönük gövdelerin ipek elleri boşluğun süsü
“ d o k u n r u h u m, d o k u n k e n d i l i ğ i n e ”
ruhum ki bir başına gezegenler kadar kadersiz
yalnız
en ırak şeytan üçgenleri kadar
güneşler söndüresi iç donukluğu
kehkeşanlara asılı sevdalar
yüksek bir tepenin eteğinde bir adam
tarar saçlarını her akşam
kuyruklu yıldızların yelinde
çobanı rüyaların
sürü güden kavalın buruk sesi
korumaklı sürüyü karabasanlardan
ve gütmekte yarin dolaştığı yere
neyi istiyor sevgili
peki o nerde
bir rokete kilitleyip ruhunu fezaya yolladılar
farkında değil misiniz
çıldırdıkça yaklaşıyor onlara
ve uzaklaşıyor çıldırdıkça sizden
aşk asit kazanlarına gömülü
sevda asfalta serili kara zift
ve mutsuz kalabalık mutsuz insanlar
çıkmaz sokağı amaçsızlığın
ve sözcüklerin kısırdöngüsü…
r u h g ö ç ü denen şey bu olmalı
aşk o sihirli değnek değince tene
değişim başlamıştır artık
yeni bir bedene doğru
yeni doğumlar yeni ülkeler yeni yüzler
anlamsızdır alışageldiklerimiz
d o s t l a r, d o s t l a r! büyüktür acımız
kırk gün kırk gece süren bir çakal düğününde
kendimiz olmuşuzdur bir de bakmışsınız
görmeğe alıştığımız en yabancımız
külkedisinin pabucundan çıktı
sihirli değnek bu kez
asırlardır aranan büyü torbası
külkedisinin pabucundan çıktı
ve çok zamandır uyuyor külkedisi yalınayak
derenin derincesi
uyur suyun incesi
uyumasın nenni, büyümesin nenni
uyaksız binlerce ad çizgi çizgi
kırık bir park masasının sırlı cebinde
milyonlarcası tanımsız bilmecelerin es geçiliyor her seferinde
ve çam kozalakları yılgın düşünceler
parkın gizemli yabancısı
adın bir çınara kakılmış oyma
kim bilsin neresinde ömrün hangi anında
hangi yaşanık esinlerle kim bilsin
ilgisiz tutarsız ve de umarsız…
ya sen nerdesin
açsızlık ve amaçsızlığa sürgün kalabalık
anlamsızlık
mutsuz kent...
ölü evleri bomboş
artık dua etme bakıp mezar taşlarına
fatiha okuma artık
gözlerini kurutacak dikitler
yitireceksin belleğini yeniden
daha yeni yeni buluyorken
düşük göstergeli bir kızcağız
orta yerinde mezarlığın biraz ötede
bir savın koluna girmiş değer tanımazlığının
bas bas bağırıyor!
ve inanmıyor övgülere ve bir şeyler ters gidiyor
sözcüklere dolaşık dili, aklı ünlemlere…
ıslak gökyüzü
şehir boş
yaşam boş
benim kalbim bomboş
bir dalga vurup çekilir gibi
sesler geliyor oto geçişlerinden
nerde bu dükkanın sahipleri
niçin kazığa gerili umutlar
neden aksatıyor görevlerini meydana düşen yürek
nerede sahipleri bunca kırık kalemin
ya sen nerdesin ey s e v g i l i
ben sevdalı bir gülüm
yarin solgun alnını süsleyen tüveyçte…
y a r y o k, s e n y o k
sen ki intihar gibi bir şey
bir ömürde bir kez karar verilen...
kendi süzgecinden süzülen ömür
düş kırıklıklarıyla dolu
yalnızlıklarla
yarım kalmış girişimlerle
önceleri bir görülüp bir intihar coşkusuyla
sonra birdenbire
apansız ve nedensiz vazgeçilen
nerdesin şimdi
ey ürpertim iç geçirişlerim
kalabalıklarda yalnızlığım
susuzluğum paslı sularda
nerdesin sen
bu akşam gökler fazlasıyla karanlık
bu akşam dünya fazlasıyla kör
gülümsüyor şairin toprakta iskeleti
yazmayı ölümsüzlük sanan
uzanırken hoyrat elleri bir temizlikçinin
ilgi için
düştüğü sergenler arasından
s i z d e ğ i l m i s i n i z o k o t a r ı p k a ç a n
b e n i k a f d a ğ ı’ n d a a r a r m ı s ı n ı z
g ü z y e m i ş l e r i k a d a r k ı r ı k d ö k ü k o l s a m
ş ö y l e b i r d ö n ü p d e b a k a r m ı s ı n ı z
s i z h a, s i z s e v g i l i, s i z y a r m ı s ı n ı z
özverim bunaltım sığınağım aşkım
sanatım
sanatım
ve kapitol’de eğlenen kır atım…
neredesin sen e y
neredesin sen
Bu şiiri puanla
Henüz puan verilmemiş