Gittiler Uzak şehirlerin karanlığına Bir kurt gibi cesur ve yalnız…
Hasretini yükleyip buğulu gözlerime Uzaklara gidişin bir derin yaradır içimde Şarkılar sustu caddeler boşaldı Kalakaldım sensiz ve çaresiz…
Mermer beyazlığında öğle güneşinin aydınlığı Bereketli ovasından yükselerek Kocatepe'ye Bir tuğ misali başlar üstündedir Kale Yiğit türkülerle dik durur yüreklerde…
Bozkırda her sabah güneş Kavruk insanlarımın ümidiyle doğar Sabah rüzgarı alır en güzel dilekleri Bindirir ak buluttan ipeksi kanadına…
Ateşinde sınandım gecenin dar vaktinde Gözlerinde bir masalın büyüsü vardı Sana tutuldum merhametini bekledim boş yere Şimdi yasımı anlatıyor bir siyah lâle…
Uzak ışıkları tutsak titretişimleridir insanlığın Nerede ürpertili yüreğimin tesellisi Ben avuçlarımda hissederken hüznün sıcaklığını Kara gecenin ortasında sihirli bir çift gözüm…
Yorgunluğu solukluyordu atlarımız Daha alamamıştık baharın kokusunu Aydınlık bir şafağın hasretindeydi gözlerimiz Ve yüreğimiz sevdalısıydı sonsuz ufukların…
Sönüyor ruhumda yaktığın ocak Gözlerin doluyor ellerin sıcak Sen böyle gitmezdin yola bakarak Alnımdaki busen yâdigar olsun…
Eski çağlardan kalma bir acının yüzü Kerpiç duvara yaslanmış oturur öylece Irmak ırmak derin çizgileriyle ağlar yalnızlık…
Acısında yoğurup zincirli susuzluğun Gözleri bağladılar uzak gören gözleri Ve kırık çiçek artığı yaprak ağladı…
( Kerkük'te) Bir muzdarip hoyrattır dilin çocuk Kavrulur yüreğim duyunca sesini Hüznün fırtınası başlar çığlıklarımda…
Zirvesinde rüzgar alnından öper Babacan bakışlar sevgi dokulu Ak bulutlar baş ucunda dolanır…
Sevgi gök kubbemizin ışığı Nefret uzak bir ülkede mahkum Bürünürse karanlığa yeryüzü…
Işığın güneşten al karanlığına Sonra işit Sessizliğin gizli fırtınasını…
Beni çöl güneşi ile yargılama Yıkık sur diplerinde bağlama kollarımı Ayaklarıma nemli mahzenlerde pranga vurma Gözlerime mil çekme hür rüzgarın dağlarında…
15 / 40 gösteriliyor