Sevgilim Diren(c) ime-1... çarşaf türevi bir deniz düşün üzgün kalbin kadar engin…
Azad Ziya Eren (d. 27 Ekim 1976, Diyarbakır) , şair ve yazardır. lkokulu Çorum’da, ortaokulu Antep’te, liseyi Diyarbakır’da tamamladı. Dicle Üniversitesi, Biyoloji bölümü mezunudur. Şiir, deneme, plastik sanat eleştirileri ve şehir monografileri (Mardin, Paris ve Diyarbakır) yazdı. Kültür & Sanat Politikaları üzerine makaleleri Avrupa Birliği Yayınları’nda yayımlandı. Uluslararası konferanslara ve kitap fuarlarına, şiir festivallerine, okumalara ve Avrupa’da résidence programlarına katıldı. Başta Portekiz (Lisboa) ve Amerika (San Francisco) olmak üzere birçok ülkede şiir festivallerine ve eleştiri üzerine konferanslara çağrıldı. Türkiye’de “Le Tour de France en 80 Jours/80 Günde Fransa Alem” fotoğraf sergisi, Fransa’da “La Nudité et la Poésie/Çıplaklık ve Şiir” resim sergisi açtı, şiir turnelerine katıldı. Yapıtları Fransızca, İngilizce, Almanca, Kürtçe, Arapça, Süryanice ve Ermenice dillerine çevrildi, Ortadoğu ve Avrupa’da yayımlandı. “Pitoresk Sanat” (2005) ve “Palto Sanat” (2009) dergilerini kurdu. Eren, 2009 yılında ("Ars Requiem" ve "Bırakılma Koridoru" adlı kitaplarıyla) , 02 Temmuz 1993 yılında gerçekleştirilen Sivas Katliamı'nda, 36 sanatçıyla birlikte "Madımak Oteli"nde öldürülen şair Metin Altıok Şiir Ödülü"nü almıştır. Bijar adında oğlu, Mari Jiyan adında kızı var. Diyarbakır’da yaşıyor. 2009 Metin Altıok Şiir Ödülü'nü aldı.
Azad Ziya Eren şiirleri
ateşte kor olup bitmekti dileğim. hayatın; köpüksüz ve huzurlu olduğu bir durgunlukta ani bastıran yağmurla gelen günün…
gençliğim diyor kadın; salındı nazenin bilekleriyle düşler kıvrımındaki dünyada onca fırtına savurdu…
evrenin bütün kıygıları zenci bir tenin sırtında patlayan kırbaç gibi balkıdıkça; sustuk sustuğunuza benzer biraz fazla sıkarak vücudun dişlilerini…
her ölüm her doğum gibi işleyerek yer eder bir kalımın mutlak bir yerinde dememden pay etmeyenler ölümlerini saklayacak şakrak bir kese…
saatlerdir yağıyor eylül bulutun mavi uçurumun yaşamak gibi ağır damlalarıyla iniyor toprağa…
sunağa damlayan ilk kan gibi hançerden kalbin kuytusunda hep durur o ilk sözler ki ayrılık borusundan üflenen.…
sesinin kokusu var şiir parlatan ince parmakları gerekçeli bir rüzgârın…
"bir çöl bitkisinin susamışlığıyla özlüyorum seni" diyen Gioconda Belli'ye geceye okşanan ruhumun…
parıldayan bir diyardı avutulan çığlığımı bırakıp göğüne ellerimi uzatamadığım boynuna loş bir zamandı sunulan…
uzak tanıklarıyız kulağımızda seken hayatların ... matarasında damlasız…
Düşler çekip suyunu gecenin pervazından Giderken pervasız anlar gibi anı olmaya Bir kalp çırpardı mavilere doyamadan Kanatlarını usulca bulutlara vurmaya…