Aşk Devrimi

A Azad Ziya Eren Azad Ziya Eren
0 Altın Yaprak
Sevgilim Diren(c) ime-1... çarşaf türevi bir deniz düşün üzgün kalbin kadar engin sakıngan tenince dingin düşler yenibaştandır orada dokunuş ve gözler hep dipdiri kavuşmuş ruhlarcasına parıldayan zeytinler palmiyeler arasında... aşkın köpüğünde masmavi aktığı yemyeşil damarlarla kıvançlı kızıl damlalar! sıcacık öpüşlerin doluştuğu sessiz yolculuk! serçelerin birbirine koşuşturduğu zeytinler palmiyeler arasında... çarşaf türevi bir deniz düşün o devasa buluşmada metal ve toprak çanaklara tan vakti kızıl yağışlarla dökülen akşamın gölgesi ağrılarla inerken düşündüm düşürdüğüm anların yankısını rüzgarın rengini dalgaların kayalıkları törpüleyen kırbaç izlerini ya da içimde göktaşı sönmeleriyle kapanan geceyi aynı tepede saksağan kanatlarıyla başını omuzbaşıma uysalca eğdiğin hırçın rüzgârı anımsa istiyorum! ey bedeninde güvercin tüylerince berrak gülüşlerle kırlardan yükselen şafağın ölümsüz bilm/ecesi bu karanlık kuyudan su içerken düşündüm ateşini bahadır savaşçılar gibi saçan gözlerini akşam çıplak kalmışçasına koşuşturur orada kızıl damlalarını pervasızca akıtırken yalın bedenim ışıkla, çiçekle, kuşla ve titreyişle dilsizleşirken evren düşerim gözlerinin körfezinden düşerim ah umarsızca bilmez misin..? ölmek yoktur aşkımı selamlayan o sularda çarşaf türevi bir deniz düşün dudaklarının vişne bahçelerine karıştığı bir duyumsama, bir hissetme bir yitirme serenadı teninin yamacında ses tininin alaşımında paylaşılan nefes ah lambanın fitilinde apansız parıltılarla aydınlanan gecesel saçlarının dalgalandığı omuzbaşlarının uçurumunda zapt edilmez bağlılıkla usulca girdiğim sularında huzurlu bir saydamlıkla şarkılar söylediğim çarşaf türevi bir deniz düşün habersizce akan ayaklarının altında akrebin insana yenildiği toprakların zehrini törpüleyen bu yezit sızıda kuş kanadı gibi hür ve hafif bir ayaklanışsın bebek kalbi gibi suyun duruluşu, duvarın yıkılışı, acının yontuluşu seyyal bir sıvı gibi teninin parmaklarımdan ruhunu ılık akıntılarla ruhuma bırakışıyla ve fakat yanmış bir atlas kimliği belirsiz uzak bir körfeze yağarcasına dolanıyor göğünde bulutları gözlerinin apansız paramparça âsûde yelkeni dolmuşçasına zamanın gizlere toprağını dökündüğü bir alay geçiyor defterimden kapkara, yoksun... gidiyorum hep öyle kalır gibi seni ne çok seviyorum kayalık aşığı leopar gibi aşk dedim devrim dedim en güzel dedim şiirsin dedim yazarım dedim denedim denedim sen dedim sendeledim aşkın devrimisin sahipsiz ırklar gibi şipşiir, öğrendim devrildim seni fışkıran bahar bilirim önce ben, kardeşim bütün insanlara bilirsin sen gelince......... kaynar bir kazan gibi alelâcele devrildi yaz alnında sisli bulutlarla soluk soluğa sarardı sarı dudaklarıyla sonhalin kışkırtıcı bir temas gibi usulca eğiliyor kış yüzeyinde ayak izleriyle soğuyan ırmağa yaslanıyor beyaz dudaklarıyla sonhalim, yoksun... duyumsuyorum süzülen rengârenk sorguçlarını ışıldayan burgaçlarını çıldırtan kıvranmalarının seni damarlarımda akıttığım zaman ruhum seyyal bir hal alıyor... göneniyor ve korkuyorum kabuğumun çatırdayışından kaburgamın kadırga iskeleti gibi kendi sularına batışından seni değil sevgilim gözbulutlarımı sorumlu tutuyorum (......yanılgılarım kadar güçlüdür detaylarım da hızla akan ırmakların ayrıldığı deltaların da vardır birleştiği bir deniz......) çarşaf türevi bir mevsime sarıyorlar bedenimi çarşaf türevi bir deniz gibi akıyorsun içimden sessizce seriliyorum...bir içime sığasın istiyorum d/olmaz hiçbir aşk kadehi ikinci kez...biliyorum...

Bu şiire çeviri ekle ·

Bu şiiri puanla

Henüz puan verilmemiş

Yıldıza dokunarak 1–10 arası puan ver

Yorumlar

Yorum yapmak için giriş yapmalısın.

Giriş yap

Bu şiire henüz yorum yapılmamış. İlk sen ol.

Sana daha iyi bir okuma deneyimi sunabilmek için sitemizde çerez kullanıyoruz. Kişisel verilerin KVKK ve GDPR kapsamında işlenir; hangi çerezlere izin verdiğini dilediğin zaman değiştirebilirsin.