Ben Dirimle Doğrulurken

C Cahit Zarifoğlu Cahit Zarifoğlu
0 Altın Yaprak
Sis boruları ötmeğe başladı yavrular Şimdi oradalar - Aşk delice kımıldamalı yatağından Sen bir yıldız kaymasıyla yatağından Üstüne alevleri alarak Kemikli bir aşk gencinin kollarından tutarak Sen kanın damarlara tutunamadığı anlardan Beni karnınla Bir göz boğuşmasına daha kandırarak Bul içe kapanık hayvanlarımı yalvarmalarınla Üzülmüş Belki dünya ile horlanmışım Ansızın çık oradan görün orada Bu siyah basmış kara akar deme - Başka olmalı gövdemi denetleyişin aşka hazır olan ... LARDAN. OKADIN'lardan Halk aşksızsa sokaklar banka dükkânlarıyla doludur Ellerimi kâlb olmayan sularla ıslamaya alışır o kızlar - işte artık kaçmak - işte durmadan karşımızdayken bile - - ılık ev girintileri gizlesin daha köprüler karanlık bedenleri Her şey onlara göre - yamandırlar Ansızın melek bekliyorum eski türk ezgileriyle Senin Asya'dan hiç yontmadan zarif bir cep saati yapışın Asya Asya ve Asya diye yalvarışın Sana ansızın alın yazımı ve kendimi ekliyorum Aşka hazır aşka aç ve davetli Ansızın melek bekliyorum Asya ile ayağa kalkan Melekler ellerinde gelenekle İçinden hızla süt akımı geçiren mızraklar Boydanboya girdirmektedirler gövdelerin içine Nar doğuran - dikkatle nar doğuran Hayvanı ve insanı aynı teklifle doyuran Nazlı baharlarla Hiç ağlanmadı 'Biz çetin adamız ha' ayrıca söylenmez Anlaşılır Ne yavuz kışlar Kurt sıyrığı ayazlarla Ne evren depdebesi bahar Gerdan kırıp mendil düşüren kızlarla Ayrıca söylenmez 'Biz çetin adamız ha' Doymuştur aşk bu gece en son buluşlarına kadar Sen meleksi kadın bu gece kendini vermekle İkiye yarıldım Sen meleksi kadın bu gece 1000 yıl adına bilinmekle Sen melek uyarmalarıyla Uyarılan erkek Bu gece bir şehvet azarladı Hayvan kovdun Yatağını yüceltenlerden oldun Şimdi ev gebedir Dağ kuşlukla uyanır - varsın uyansın - Önce hafif bir uyku sisi Tanrı evvelsiz sonrasız bir iklim gibi ordadır Daim Melek kanatlarında hava görünmez Uzaklar yinede görülür Ay dostlukla anılan bir komşu evidir Kıl çadırlarla devinen o kavim göçü İşte o kavim göçü Dağlar ilk kez bizi Çıplak ete kavuşun aşk sandı Kadife döşer gibi toprağa işte öyle yürüyen Ilık bir hava bürüyen Gözleri o - rengarenk gözleri çocuk gözleri develerin Çözülür ayakları Kavim bu Boynuna kan yürümüş (Gözüne bir şey görünmüş) - Nedir o görünen / susalım / Hayat her zerresi uyarılmış gibidir - Çok acele Kâlb bir bohçanın içinde atmaktadır Omurgasından mızrakyürüyor kavmin boynuna Develer en som bir duruşla - Raptedilmiş Çocuklar ağızlarında Ey Nazlı Ölüm Ey Nazlı Bahar Marşlarıyla Bütün bunlar nedir - sorulsa Sorusuna Ne can ne cevap kalmıştır Kavim donmuş deve mıhlanmış Kadın ateşle ateş doğumdan önce Sığırlar kendi kendileriyle Göz göze kalmıştır Kavim seferidir evinden ayrılmıştır ama Kendine varılan ilklim ve toprak / VAKİTTİR / namaza durmuştur Bin bireydir kavim Bir tür kararla eğrilip doğulmakta Her candan bir cana Bir candan bir cana Sonsuza değin Bir tavır bolluğudur kavim ama Nihayet vaktidir VAKİT Bu duruş en zarifi duruşların Gidip endamlı dağlara Beğendirmek için yeni gelinleri O iklim kullanılır hep İnsanın en bilgelerini Onlarla karşılanmak için baharda İklim aranır herşeyden önce her olayda Şerbet taslarında Bir topak okunmuş şeker dedenin avcunda Genç bir kız kadar ağırdır Bileceksin ey çocuk Tatmıştın onu geçen baharda da Kavim uyanan toprağı Karşılarken - Uyanıktır - Kavim Toprağı Devirirken - Uyanıktır - Kavimden biri varırken toprağa - Uyanıktır O ve Kavim Vardıktan sonra toprağa Gaflet uyandırılmaz - kavim uyanıktır O anne gibi verimlidir besmele çocuk için O erkek Karpuz dilimi gibi ortadadır O en yaşlı gelin Ocaktaki çorbayla birlikte tütmektedir O kavim için 'Kışları göç içinizedir' buyuruluyor Büyük çadır en sevgili düşmana emanettir Çorba dağıtılsın nefes ve el dağıtılsın Yer ötesi ve yer eşit alınsın Kadın ve erkek eşit durmaktadır - kadın arkadadır İnsan hayada ve tanrıdadır Ki kış ortasında kardan - bir duayla sıyrılıp O derviş ağaç kupkuru dallarında O meyvayı büyütüyor O tiyek Bir salkım - müthiş - üzüm Uykuya tez doyanlar için Saçlar uçuşur havalara sevinçle şarkı şarkı içine Cenkle bir üstün haberleşme ile İnsandan insana hep akıl ve sezgilerle O coşkun mutlu savaş dülgerleri Kalbi çoğaltan bayramlar açtılar Şimdi de açtılar İşaret verin ve açtılar bütün köprüleri Deniz yüce bir soluk denizlidir - rotalar denizin kendisinedir Kaptan sancakta bir tek an yaşamak yoluna Bütün bir ömür ağartmıştır Işıklar çoğalıyor içimizden birine kime bu davet Limanı dolduranlar yanan insan meşaleleri Yüzbinler taş kulelere yaslanmış söylüyorlar - Rüzgar nereden eserse essin güzeldir Alevler bir ayrı alemdir Dirlik sevinçtir - göç içimizedir. Aşktan sonra sarhoşluk günümüz ülkemizde Sevine sevine Sağlığının elleri uzansaydı dağların eteklerine yer'in şarkılarına Aşkın mağara kovuklarındaki şarkılarına İlkel bir duyguyla bağırır kalırdım Yöremde mor lekeler gibi duran Bir basamaklı melekler ve gelenler olur birden Bütün meleklerden bir melek - Bak diyor bakıyorum ve bak diyor Ellerimi bıçakla yontacağım deniyor İlkel bir sevinç destan ve kan şiir en safından sonra soyut heykeller Hiç düşman yok - üzgün söyleniyor - Olmayacak mı hiç Eziyor gururum onları - Görün ey güzel düşman ey güzel düşman Saraylarda geçti ömrüm seninle Yüzüm aydınlık bakar elemlere Yangın yerlerine Coşkuyla selamladım bütün bayrakları Düşman kadınlarını Tanrım bu dağları da sen yarattın Bana kattın Bir bir okşadım Sema yapan kırları Alemlere kalbimizi yeniliyoruz ve tutuşmuş geliyoruz Yeryüzü batarsa batsın dayanamayıp o kavmin çadırlarına Develer de tutuştu Onlarla ayarlandık bir devinim bir devinim arkasında bütün devinimler Kum kendi raksında beden aynı raksda Karın bacaklara ulaşır öper onları ve uzaklaşır Aynı yönde ve aralarında bir dünya vardır Göğüs ahenkle havanın direncini kırmaktadır Kalb başa ve guddeye en yakın sırlara göre Kumu ve balçıklı toprağı Ağacın ve kayanın dizilimini O tek kuşun yalnızca süzülüşü Ani bir haber gibi salt bir kez ötüşünü Dinliyor kumu balçıklı toprağı Ağacı kayayı ve kuşu Uyku beladır göç içinizedir Sabır ve zaman içinizdedir Kadın ve çocuk içiçedir Güneş vurmuyor- öyle söyleyin - üzerine döşeklerimizin - Sokuluyoruz besmele ile kadının toprağına (İşte böyle söyleyin) Öyle ki o kadınlar Bağlasınlar doğanları tanrı bağlarına Melekler kırmızı yanar Kalbe tutuşan herşey kırmızıdır Hele kalb hazırsa "kentten" bir er kalkar - Onun eri Kollar semayı deryayı korkularından Yoksa aşk hemen kaçmak mıdır dağımıza Söyleyelim ya hay ya huu - Yolları aydınlık kıl Yaradan Kanla bir sabah Akşam kanla '... ateş.. ve öldüm...' deniyor - Oysa sorular verilmişti ona Sorular yığılmış aynı kaynaktan olana Işık ve karanlık hakkında Bu nasıl uzun uyanılmaz gibi - Ateş ve öldün uykuyla - Kurşunla yoklanması bir sorudur geri kalanlara Taze doğanlara Şehzadelerden de sorular kalmıştı ona 'Biz artık gitmeliyiz dağımıza anneciğim Yorgun geldim savaşmadım ama Bir ceset gibi ayaklarının dibindeyim' 'Biz artık Gitmeliyiz dağımıza' - Hayır olmaz Durmalıyız burada şahinim 'Kezzap içsem Daha kuvvetle can çekişirdim' (dertten çıktık) söylendi (güzel bir kurtuluşa yöneldik) dendi Heykel bekliyen kımıldamış Abesle elele ahbab gibi Avazı çıkınca bağırmıştır - Durmadan deniyor ki vatanım neredir Heykel ne diyor Konuşmaz heykel Felçtir Karşılıklı - Kaslarımız karşılıklı kasılsın Olsun - (Kalbimiz tüm insanın namına) iddiasında - Dertten çıkmışsın ötekine kavuşmuşsun da Diyor ki diyor ki Geçmiş nedir kavim kimdir dert nerdedir Kırbaçla ayağa kalkarlardı 'biz artık... anneciğim.. dağımıza..' ruhum geçer bedenine yüz bin kara nokta yemiştir soyrad ..ve nasıl olan oldu - o ve yeni uygar dostları Bir noktalar anlaşmasıdır fabrika baca ve duman Anne onları kapıya kadar uğurla gel Delinen böğrüme bir sed geçer 'yapmayın yapmayın' çığlıkları Güneş doğsun mu doğmasın mı kararsızım Başlarını bana çevirmiş büyük baş hayvanlar londra moskova vaşington berlin pekin hava ceryanları sarsılan ikindiler korkularımız intihar dönemlerinde kötü bir alışkanlık peyda olmuştur bağ budama hasat zekat evlenme hoş görme Buğday ve ekmeğe saygı göreneğine doğru - İnce bir düşman yönelmiştir - Hayır içimizden yönelmiştir - Oh oh dıştan yönelmiştir - Dıştan ve içten mi yönelmiştir - Ne yönelmiş ne yönelememiştir - Yönelememiş önele Miş 'Ey örtülerle donatılmış Mustafa' - Oğlum sen artık şarapnel gibi yağmalısın düşmanı güzelce vurmulısın '...biz artık dağımıza.. anneciğim..' (Komşudan o ölü de kalktı Boşluğuna bir kırbaç uzatıldı) (Çoktandır şu maraş kalesi hatıraları elinden alınmış bir taş yığınıdır.-onların yerine bilardo masaları konmuştur- şalvarlı şövalye ve kovboylar bilardo oynamaktadırlar) -Uykum geliyor kaderim yorula geliyor buz gibi eller Bu yaz hayatı beğenemedin aklımda kandan gökdelenler Ey aşk /.. ve ey aşk mı dedin../ Onlar küçücük küçücük gördü sana seslenenleri Gücendirilmiş gibi kayboldun Yerine piç döller yolladın Komşudan o ölü de kalktı Köyde devinimdir kırışık alın derileri kımıldar Kaş ve kalb zorla - kıvranarak Erkeklik ve kadınlık Ölümün önünde değersiz ama siperdedirler Bir değişime gibidir azrail - Mezarla uğraşmaz toprağı insan kazar O yere o ölü insan kalabalığında ansızın bir boşluk açılmıştır alın kımıldasın kâlb kıvransın Gölden ansızın bir tabutluk su alınmış gibi Bütün köy kımıldayacaktır / göl gibi Azrail devinimle çevirir bir gölü Bir insan kası - kadını kavrayan elleri mezar kazar toprak karşı komaz aralanır İnsan mezar kazar arada bar bar bağırarak - Ey süleyman oğlu nalbant izzet - nice rençberlik ettin Güneşin alnında bakır gibi göverdin Toprak kaz arada bir ölü görünürlerde mi bak - ahmet mehmet hasan hüseyin paytak mahmut babası hacı izzet süleyman oğlu hey nice öldün neyledin nasıl becerdin Köyden o ölü kalkar Süslenmiş kordelalar takılmış bir koç Kapıda tabut tahtaları arasında beklemektedir Bayram değil seyrandır Aşk aceleyle oraya buraya göz gezdirir Sevgi sabırla ahır kapılarından süzülmektir Köyden o ölüde kalktı - Sen de kalk hayvan sesleriyle yuvarla Köy bir ahenk kuşu sesi çıkararak Kasabaya bir ölü haberi uçursun Minarelerden ölgün bir kol gibi sarksın ölü selası /. Ölü ilk müezzin - minare uyarlamalarıyla dirilmektedir Köyden kasabayı dürtmektedir. / Bedir efendi durur selayı dinler - Kim'ola - - (Ben yüz yıl oldu babasızım) boğuk (Çukurovada eski kale burçlarıyla itişirdi akranlarım) (Sağ elim sualtı zengin bir köydü damağımıza kadar pancar) (O ufak çocuklardık - Bakışları) (Olmaza karşı koyuşları) (Şimdi köy acı'dan eğilmiştir) (Ben ölümle eğiliyorum) (Barsakları düğümlendi koyunlarımın) Bedir efendi durdu selayı dinledi - Kim'ola - Evlerden yarış atları gibi çocuklar fırlar Daha ilk namesinden alırlar ölüyü Burunlarıyla kim ölmüş sorusunu soluyarak Yokuşlara bir nefeste bayılırlar - Öyle bir çocuk tanıdım Karşılışınca başka çocuklarla hızlandı Minarenin kapısında bir çocuk halkası Müezzinle inecektir ölü Ölü çağırır çocukları alıştırır camiye Ve ölüyü eve ulaştıran çocuk Kutlu çocuktur Taşıdığı haberle masum onunla dopdolu ve büyük Ölü adı taşıyan çocuklar dönüşlerinde Şehri ağırlaştırırlar - Minare yükünü atmış Yeniden serpilmeye başlamıştır Süleyman oğlu hacı izzet evlere bir sepet incir gibi dağıldı evlere süleyman oğlu hacı izzet Müezzin kıs kıs gülmektedir kasabada evler - bir hacı izzetin varlığını bilmemekten - keder içindedir nine: kim'ola hacı izzet birazdan halk top gibi patlar - kasabalı değil hacı izzet bülbüllüdenmiş - oh oh bülbüllüdenmiş bütün evlere şimdi büyük büyük bir memnunluk çağlamaktadır

Bu şiire çeviri ekle ·

Bu şiiri puanla

Henüz puan verilmemiş

Yıldıza dokunarak 1–10 arası puan ver

Yorumlar

Yorum yapmak için giriş yapmalısın.

Giriş yap

Bu şiire henüz yorum yapılmamış. İlk sen ol.

Sana daha iyi bir okuma deneyimi sunabilmek için sitemizde çerez kullanıyoruz. Kişisel verilerin KVKK ve GDPR kapsamında işlenir; hangi çerezlere izin verdiğini dilediğin zaman değiştirebilirsin.