Başka Bir Hayat

D Derek Walcott Derek Walcott
0 Altın Yaprak
I Hâla rüyası görülen, hâla özlenen, özelllikle soğuk ve yağışlı sabahlarda, değişir yüzün isimsiz kız öğrenci yüzlerine, bir cezalandırma tenezzül ettiğin için bazen gülümsemeye, gülümseyişinin köşelerinde bağışlama olduğu için. Rahibelerin üstüne düştüğü, bir ödüldün çok fazla gurur duydukları, çemberinin içinde kalmış suçlamalarının dikenli çalılıklarıyla, ne ağır ve derin yanlış yaptın, ne yara getirdin Anna? Yağmur mevsimi gelir yüküyle. Yarım-yıl uzağa yolculuk etmiş. Sırtı acır. Yorgun bir şekilde çiseler. Yirmi yıl geçti aradan, başka bir savaştan sonra, mermi kovanları nerede? fakat pirinç kaplamalı mevsimimizde, taklit sonbaharımızda, saçların ateşini havaya atar, bakışın sayısız fotoğrafları ziyaret eder, Şimdi açık şekilde, şimdi belirsiz, bütün o peşinden koşulan genellemeler, o tabiatla yapılan kinci komplo, o bütün kurnaz bilgi verişleri cisimlerin, ve her çizginin ardında, gülümseyişin donmuş cansız bir fotoğrafa. O saçlarda Rusyanın buğday tarlalarının arasında yürüyebilirdim, kolların düşürülmüş ve olgunlaşmış armutlar, çünkü sen, gerçekte, başka bir ülke oldun, sen buğday tarlasının ve dalyanın Anna'sısın, sen yoğun kış yağmurunun Anna'sısın, duman dolu peronun ve soğuk trenin Anna'sı, o yokluk savaşında, buharlanan istasyonların Anna'sı, bataklığın kenarından gitmiş, çiseleyen gölgelerden tüyleri diken diken olup büzülmüş, düzensizce katılaşan ilk yeşil şiirlerin Anna'sı. şimdi yumuşayan göğüslerin, deniz banyosu yapanın gülüşünün yüksüğünde oyalanan acı tuzun yalpalayak yürüyen, uzun bacaklı flamingoların Anna'sı mermi kovanlarının duman tüten kokuları arasında, karaltılmış evin Anna'sı, kaldıran elimi göğsüne ve yemin ettiren bizi, dayanılmaz berrak-gözlü. Bütün allahaısmarladıklara tahammül eden Anna'larsın sen, vücudunun alaycı istasyonları içinde, Kristi, Karenina, iri-kemikli ve pasif, hayatını bulduğum bazı roman yaprakları arasında senden daha gerçek olan, o adamın kötü kaderli kadın kahramanı olarak seçilmiş zaten. Bilirdin, bilirdin. II Kimdin sen o zamanlar? Benim genç devrimimin altın partizanı, Benim saçları örülmüş, deneyimli komiserim, sırtın görevlerle bükülmüş, mavi mutfakta, ya da çamaşırları bayrak gibi asarak, tavuklarını besleyen çiftliğin, bir huş ağacı fantazisine karşıt, ya da kavakların, veya başkalarının. Sanki bir kalemin gözü o bakire kıvraklığı yakalayabilirmiş gibi, sanki üzerinde yazı olmayan sayfayı kürküyle örten gölge ve güneş ışığı o kadar harfi harfine olabilirmiş gibi, kar kadar yabancı ilk aşk kadar uzak, Ahmedova'm benim! Yirmi sene sonra, yakılmış mermi kovanlarının kokularında, hatırlatabilirsin bana "Pasternak'lara Bir Ziyareti," öyle ki aniden sen "buğday" sözcüğüsün, kulağa düşen, bir dalyanın donmuş sessizliğine karşı, yine eğiliyorsun bir lahana bahçesinin üzerine, kar yığıntısı tavşanlara bakarak, ya da tıngırdayan çamaşır iplerinden bulutları çekerek. Eğer rüyâlar işaretlerse, o hâlde bu dakika birşey öldü, nefesi başka bir hayattan üflenmiş, bir kar rüyâsından, kâğıttan beyaz kâğıda uçan, martılar ve balıkçıl kuşları bu sabanı izleyen. Ve şimdi, aniden ihtiyarsın, beyaz-saçlı, balıkçıl kuşları gibi, dönmüş sayfa. Anna, ben uyanırım kendisinden ayrılıp parça parça olan şeylerin bilgisine, soyulan ağaç kabukları gibi, boşluğuna gök gürültüsünden sonra parlayan aydınlık bir sessizliğin. III "Hangi ada olsa seni deli ederdi," Biliyordum yorulacaktın denizin bütün o resim ve oyma ile canlandırılmasından genç rüzgâr gibi, bir gelin bütün gün karıştıran okyanusların kataloklarını deniz kabuklarının ve yosunların herşeyin, bu beyaz, acemi balıkçıl kuşları sürüsünün gri bir köy kilisesinin çimeninde gördüğüm, hemşireler gibi, veya paylaşma töreninden sonra rahibeler gibi, keskin gözleri, birzamanlar seninkiler gibi, beni araştıran, yalnız. Ve sen balıkçıl kuşu gibi, bir su-avcısı, gittikçe yoruldun adandan, sonunda, uçup gittin, hiç ağlamadan, hemşire üniformanda bir acemi, yıllar sonra senin ağaçların arasından bir çeşit gri hastanaye yürüdüğünü düşledim, huzurlu, konuşkan fakat hiçbirzaman "yalnız" olmayan. Rüzgâr gibi, hiçbirzaman evlenmeyecek olan, inancın, katlanmış çizgilisi gibi, bir rahibenin, bir hemşirenin, ne diye okuyasın şimdi bunu? Hiçbir kadın mısralar okumamalı yirmi yıl sonra. Seni çağırana doğru gitmeye başla, mum-gibi, karanlık geçitinde taşıyarak kendini yaralının, hastalarla evlenmiş, bir kocayı bilen, ısdırap, yalnızca balıkçıl sürüsüyle, yağmurla, taş kiliseyle, hatırladığım… Bunun yanında, narin, bakireye özgü Yeni Yılın yeni evlenmiş, huş ağacı gibi, birkaç kristal gözyaşıyla, ve bir huş ağacı gibi bükülmüş ismini deftere geçirirken bir ışık yanıp sönerken, ismini değiştiremeyen, hâla 66 yerine 65 yazan; böylece, söylenmeden anlaşılan, papazlık eden balıkçıl kuşlarını gözleyerek, herbiri kendi işinde ölüler arasında, taş kilise, taşlar, Bunu senin şerefine yaptım, yeminler ve düşkünlükler zayıfladığı zaman ruhun tuzdan, ada çimeninden yelken açan bir balıkçıl kuşu gibi fırladı başka bir cennete. IV Anna cevap verir: Ben basitim, Daha basittim o zamanlar. Basitlikti bu kadar duygusal gözüken seks. Neyi anlayabilirdim, dünya, ışık? Denizin çekildiği yerde çamurun lekelediği ışık, martının gıcırtılı sesindeki ışık geceyi içeri sokan? Onlar basitti benim için, ben onların içinde değildim öyle basitçe senin içinde olduğum gibi. Beni dünya gibi seven senin kendini düşünmezliğindi, ben bir çocuktum senin kadar, fakat sen gözyaşlarını getirdin pek çok çelişkilerin, ben bir matafor oldum, fakat inan bana ben tuz kadar algılanması güç değildim. Ve cevap ver bana, Anna, yirmi sene sonra, bir adam hayatının yarısını yaşar, öbür yarısı anılardır, ilk yarısı, duraksama ne olması gerektiği için fakat olamadığı, veya ne olduğu başkalarına olması gerekmediği zaman. Bir parıltı, Onun yanan yakalayışı. Pirinç kurşun kovanları, Oksitlenmiş, dumansız barut kokan pirinç, Büyük Harp'ten kırk-bir yıl sonra. pirincin parıltısı allamanda çicekleriyle tekrar parlatılmış buganvil dikenlerinin tel örgüleri arasında pencerenin ötesinde, güneşle rütbelenmiş verandanın üstünde bulutun uzak top dumanına baktım mızrağın tepesindeki koruyucu mantarın üstünde yaralanmış, vurulup dilini yutmuş, elimi sıkıca tutup çekerken ilkliğine göğsünün üzerindeki körpe, narin kumaşın, kilitlenmiş sessizlikte, o, hemşire, ben, sakatlanmış asker. Başka sessizlikler oldu, hiçbirisi o kadar derin değil. Başka sahip oluşlar oldu, o zamandan beri, hiçbiri o kadar kesin değil.

Bu metin şairin özgün dilinde (İngilizce) değil, bir çeviridir.

Bu şiire çeviri ekle ·

Bu şiiri puanla

Henüz puan verilmemiş

Yıldıza dokunarak 1–10 arası puan ver

Yorumlar

Yorum yapmak için giriş yapmalısın.

Giriş yap

Bu şiire henüz yorum yapılmamış. İlk sen ol.

Sana daha iyi bir okuma deneyimi sunabilmek için sitemizde çerez kullanıyoruz. Kişisel verilerin KVKK ve GDPR kapsamında işlenir; hangi çerezlere izin verdiğini dilediğin zaman değiştirebilirsin.