Erken Mi Geldim Aşka

H Hüsamettin Edebali
0 Altın Yaprak
Başkaldırmışım uçan kuşun kanat çırpmalarına, Hem seher yeline esir etmişim tüm gülüşlerimi Hem de gülmüşüm Aragon'un bıçak çekişlerine, Aşk yüzüme, bakışlarına Her ayak sesine irkilmişim. Sonrada sırtımı dönmüşüm her sevenin rüyasına. Sonra acı çekerek sinmişim aşkın kuytusuna Bazen bir gelincik sarmış sarmalamış, Bazen bir turna seyirmiş koynumdan Bazen ağlamaklı oluşuma vermişim umutsuzluğumu. En nihayet efkar dağıtmışım zulada. Yavan bir sohbet kavramış meyhanede rakımı Sinmiş aşkıma kadeh kaldırırken anason uçmuş sarhoşluğumdan. Ne Hayyam'ın rubailerini kıskanmak düşer bana, Ne de mutlu aşk yoktur diyen Aragona nanik yapabilirim Bir dostumun kelamıyla serzeniş etmek düşer Aragona bağırışıma Elbet bir gün yıldız sayarsam saçlarımda Yaman sevda çektim derim Elbet bir gün kaybolursam umutsuzlukta O dem biri anar sevdalarım gibi Ne yazık ettim Sonbahara dostlarım hazan şimdi vurdu diye Selvi boylu yardan ayrılmak bize de düştü ya İşte Çarşamba türküsü şimdi tada gelir Kabarmış yüreğim yörük ayranında beyaz köpük misali Gönlüm hicran yarasına kabuk bağlamış. Verin verin Şarabı kırmızı dursun gözlerim de Artık şair e hayıflanmak ta yakışmaz bana Susar dilim dillerim Bir yiğit yürüsün burdan aşka Ve genç kız gönül versin mendil düşürsün o gencin rüzgarına Sevda beni çoktan geçti. Çoktan Gün ışığına uyanmışım Aşk geceden sıyrılmış Nöbet beklerken sevdalara Akşam güneşi nazar etmiş ayın doğuşunu Yazık etmemişken sonbahara Aşk yine de geçip gitmişti Sel önceden basmıştı çarşambayı Rüzgar benden önce esmişti. Saçlarına Güneş geceye doğmuştu ben sabahı beklerken Mehtabı beklerken yağmur İnmişti omuzlarıma Senden önce ağlamıştım Hristo Manastırının duvarlarına Çayırlarda yemyeşil Kırlarda gökyüzü sımsımıkı sarmıştı ruhumu Agopyan ağlamıştı kendini sürgüne vermişti bozkırlara Faytonlar geçiyor atsız rengarenk. Halide Edip hikayesine kalem vuruyor benden bir esinti vermiş. Püfür püfür bir yel gizlenmiş sineme Konforsuz bir muhabbet gene dilimde dillerimde Vapur gövdesine yazmışım adını rotasını bile çizmişim Beyaz Köşk'e resim diye astım gülüşlerindeki baharı Çok kalabalık bir dünyam Ben yalnız kalın bir siyah palto içinde yalnız yapayalnız. Simsiyah. Tuhaf bir yoksulluk sardı ellerimi Postacıya sitem ettim. Sımsıkı şiir verdim kulaklarına Sakıp bey sokağına ayak sesiyle koştum yürüdüm, durdum. Selam verdim bozkır sürgünü Agopyana Değirmendere buğday ezdi düşlerime Ahşap eve yürüyüşlerimi gönderdim. Adını tepeden almış yiğide selamı verdim Sonrada yalnız yapayalnız bin turna uçurdum öteye Bastonuna yapışmış büyükbaba bembeyaz sakalında Umut saklamış Onu çaldım haber bile vermeden. Bir palto giyeceğim kapkara Kimse görmesin ruhumu Kimse görmesin bendeki beni Bütün keşfedilmemiş sırlarımı Kapkara bir çay içip, Demine dertlerimi gömeceğim Dumanına merhaba deyip sigaranın Şaraba teyet geçeceğim. Eyvallah demeden şaha Ya da kadıya Simyisah palto giyeceğim Şimal dağlarıma vururken inceğim ovaya Dedik ya selvi boylu yardan ayrılmak bize de düştü Belki bir de türkü bağırırız yeşile Yada sığındığım sırt verdiğim dağlara Bundan böyle ne yağmura kızarım ne de rüzgara Ne selvi boyuna Ne yeşil gözüne Ne sana dertlendiğime küserim Ne de küçük ellerinde sakladığın sevgine Elbet bir şafakta ben bulurum yürüyecek Ya da umut edeceğim yarınlar Belki çarşambaya da türkü söylemem Ruhuma sakladığım yürüyüşlerimi Siyah paltomu giydiğimi Belki ölüm görecek belki de hiç ...........

Bu şiire çeviri ekle ·

Bu şiiri puanla

Henüz puan verilmemiş

Yıldıza dokunarak 1–10 arası puan ver

Yorumlar

Yorum yapmak için giriş yapmalısın.

Giriş yap

Bu şiire henüz yorum yapılmamış. İlk sen ol.

Sana daha iyi bir okuma deneyimi sunabilmek için sitemizde çerez kullanıyoruz. Kişisel verilerin KVKK ve GDPR kapsamında işlenir; hangi çerezlere izin verdiğini dilediğin zaman değiştirebilirsin.