Aşık Garip Coğrafyası

H Hüsrev Hatemi Hüsrev Hatemi
0 Altın Yaprak
(1) seni çok az düşünmeye and içmeliyim; düşünmek seni, ölümü mûnisleştirir, güller açılmağa başlar ardarda. ama versailles bahçelerinde değil, hindibalı, ısırganlı yollarda... seni düşünmek bir konser başlatır o anda, ama öyle siyah papyonlu bir virtüöz değil, kunduraları tozlu, bakışları dalgın, kamburlaşmış kır saçlı bir tanbûri, yakıcı nağmeler koşturur yüreğimde... kola değil çay içmektir seni düşünmek, sen düşünmek erzurum, tebriz, tiflis; yani aşık garip coğrafyası. içimde senem'mişsin gibi bir his, sen bundan habersiz, uzak kentlerde, batılı bir hüzün yaşarken bile. seni düşünmekten korkuyorum artık; ölümlü olduğunu her akşam karanlık, söyler bana ve buna tahammül zor... benim ölümüm mûnisleşirken, seninki kanlı zalim oluyor gözümde. çok az düşünmeliyim seni çok az. seni çok az düşünmeye and içmeliyim (2) kentlerin birçoğunda uzun kavak kalmadı ki gıcırdasın ama benim sol yanımda sancı baki... anne ne olur ki, sıram gelmiş olsun varsın; ben ölürsem benden genci var tabii ama aşık garip değil hiçbiri. ben de olamadım, yokmuş kısmette, yaşadıkça şah senem'i hissettim gerçi tebrize, tiflis'e hiç gitmedim gitsem de bulamazdım, eminim. anne yunus ne dediyse hep çıktı şeytanlar semirdi kuvvetli oldu. zayıf kalsalar ne farkederdi... nasılsa onlar galip gelecekti bundan sonra aşık garip olunur mu ki sen onu söyle anne. (3) şâm-ı garibanda değilsek de, muhakkak çırağanda değiliz anne lambalar söndü, çakmağı kim yakacak bu uluyanlar çakal mı ben, hırkasını giymiş bir derviş miyim? yoksa öldüm mü anne... hiçbir ilişkim kalmadı çevreyle; yağmur beyhude yağıyor hani camdan, bakacak arap kızları da nerde? bir şahin uçurtma marifetim vardı kaleden kaleye; cılız kuşcağızlarmış onlar şahin değil, ben uçurduğum için uçmazlarmış başıboş uçarlarmış üstelik, sırtımda hırka, ayağımda terlik... niye ben ölmüş müyüm anne? çıktım yücesine seyran eyledim kayak merkezleri olmuş yüceler; karlar üstünde kırmızı gagalı bir kara kuş, dalgın ve bîhuş bakıştık bir süre, ben kuşça o, insanca kerem'ler gurbetle işçiydiler aslı'ları doğrusu aramadım şah senem'i düşündüm sessizce 'dost elinden dolu içmiş deliyim' makine yağlı köpüklü sokak seliyim ben sanayi oğluyum, sanayi sefiliyim endüstriyi seversen değme yarama anne. halep'e girmeden terkediyorum, halep şen olsun anne ben nereye gitmeli oldum, bilmiyorum. o kırılma sınırında ince, o bir tane; korunacaktı güya; 'değmesin hop yağlı boya' haykırışlarıyla kırıldı. çok yıllar önceki doğu'da, ölenler testici dükkanlarında mey kasesi olurlardı, şimdiyse çevreyolu geçecek günün birinde narin kaburgaları üstünden o korunması gereken bedenin zalim zaman, onu korumayacak niye ben ölmüş müyüm ki bunlar olacak? hırka giyenler fırkasından mıyım? saat kaç, hangi sene? anne!

Bu şiire çeviri ekle ·

Bu şiiri puanla

Henüz puan verilmemiş

Yıldıza dokunarak 1–10 arası puan ver

Yorumlar

Yorum yapmak için giriş yapmalısın.

Giriş yap

Bu şiire henüz yorum yapılmamış. İlk sen ol.

Sana daha iyi bir okuma deneyimi sunabilmek için sitemizde çerez kullanıyoruz. Kişisel verilerin KVKK ve GDPR kapsamında işlenir; hangi çerezlere izin verdiğini dilediğin zaman değiştirebilirsin.