Ne kalemim vardı ne de kâğıdım Sarı samanlar saklardım Zamanı gelince yazayım diye Şimdi geldi günün, anlatmaya başladım bile…
Sevgili; fazla uzatma git artık gideceksen Zaman bilinmeyene dönmeden Ay'ın on dördününü kaçırmadan…
İnan bana hiçbir şey umurumda değil aslında Ben dişimi sıkarak ağladığım zamanlarda çizdim fezayı Şimdi görüntülerden oluşan varlığınla değil…
Gece; Ağlayıp durma arkamdan Güne ısmarladım seni…
Gece karanlığıydı Bir çocuğun gözlerinin rengi Kirli paslı umuda duaydı Gökyüzüne açılmış elleri…
Artık çayım demli Ve şekersiz Evim dağınık Bir kez daha toplayamadım…
Son içimden sonra kahve fincanının dibinde kalan telve gibiydi Şairin yanına aldığı düşünceleri Kalbi kabarmış derlerdi bu duruma Fal karışık çıkınca…
Ya gel Ya da gel Gece bitmeden dilimden düşen iki kelime Gün vurulmuş…
Biliyorum vurdular bize Peki, kim incitti kırılgan yanlarımızı Kalbimizi ne durdurdu Bir öykü derken yaşamak…
Sus artık Gittiğinden beri aynı odada oturuyorum Tüm tabloları kaldırdım…